GERİ

MULTİPL SKLEROZ
(Multiple Sclerosis; MS)

Hazırlayan:
Dr. Pakize Nevin SÜTLAŞ
Türkiye Multipl Skleroz Derneği
Mayıs 2003

TANIM

MS beyin ve omuriliğin bir hastalığıdır.

MS, genellikle gençlikte başlayıp yaşam boyu süren bir beyin ve omurilik hastalığıdır.

Bulaşıcı değildir. Ölüme neden olmaz. Bazı kişilerde kalıcı özürlülükler oluşturabilir. Bazı kişilerdeyse kişinin kendisinin bile ayırt edemeyeceği kadar hafif sorunlara neden olacak şekilde sınırlı kalır.

Bedenin neredeyse her yerinde, çoğunlukla gelip geçici olan bir çok bulgu yaratabilir.

MS belki de tek bir hastalık değildir.

MS’de “Atak” denilen ve geçici kötüleşme dönemleri ile kendini gösteren klasik bir gidiş şekli vardır. Daha ileri yaşta başlayan, sinsice artarak, bedensel işlevlerde kayıplar yaratan bir diğer şekli de mevcuttur. Bunun gibi birbirinden oldukça farklı özellikler gösteren bazı başka çeşitleri de olduğundan, MS bir tek hastalık değil belki de birkaç farklı hastalıktır.

MS ADI

MS’in Türkçesi yoktur.

Multipl Skleroz’un dilimizde bir adı yoktur. Bütün dünyada İngilizce ismiyle anılır. Baş harfleri olan M ve S’nin İngilizce okunuşu ile kısaca “Em es” diye bilinir. “Charcot Hastalığı” adıyla anan ülkeler de vardır. Ancak bu adla bilinen birden çok hastalık olduğundan bu isim yaygın olarak pek kullanılmamaktadır.

Multiple; Çok sayıda, çok kısımlı, çok aşamalı, katmerli, çok yönlü anlamlarına sahiptir. Sclerosis: Dokuda sertleşme, katılaşma. anlamına gelir. Multıpl Skleroz adıyla anılmasının nedeni, hastalığın nedenini bulmak için MS’lilerin beyin otopsisini yapan ilk hekimlerin beyin ve omurilikte gördükleri bozuklukları böyle tanımlamış olmalarıdır. Bu tanımlanan görünümü oluşturan bozukluklar bugün “Plak” adı ile anılmaktadır.

MS GÖRÜLME SIKLIĞI

MS kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür.

MS hem kadınlarda hem de erkeklerde ortaya çıkan bir hastalıksa da, MS’li kadınların sayısı erkeklerden nerdeyse iki kat fazladır.

MS coğrafi dağılım özelliğine sahiptir.

Ekvator kuşağında hastalık azdır. Kuzey ve güney yarımkürede ekvatordan uzaklaştıkça MS görülme sıklığı artmaktadır. 65 derecenin üzerinde ise tekrar azalır.

MS ırksal bir seçicilik gösterirse de çevresel bir etkilenme de vardır.

Beyaz ırkın, MS’e yakalanma olasılığının siyah ve sarı ırka göre daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Göç eden gruplar üzerinde yapılan incelemelerde, aynı ırktan insanların buluğ çağı öncesinde göç ederlerse gittikleri bölgede görülen oranda, daha ileri bir yaşta göç ederlerse geldikleri yani yetiştikleri bölgede görülen oranda hastalığa yakalanma riski altında oldukları saptanmıştır.

Bazı yerlerde ve bazı ülkelerde MS’e daha sık rastlanır.

Görülme sıklığından söz edilirken, her yüz bin kişide 30 MS’li olması yüksek, 5-30 arasında olması orta, 5’den az olması bulunması ise düşük görülme sıklığı (Prevelans) sayılır.

Aynı enlemde bulunan İngiltere’de yüz binde 85 MS’li saptanırken Japonya’da yüz binde 1.4 MS’li saptanmıştır.

Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika ve Yeni Zelanda’da gibi ülkelerde prevelans yüksek düzeyde, Anadolu, Ortadoğu, Hindistan, Güney Avrupa’da orta düzeyde, Güney Amerika, Japonya, Çin’de ise düşük düzeydedir.

Sosyoekonomik düzeyi yüksek ve şehirli olanlarda daha sıktır.

Dünyada MS’lilerin kesin sayısı bilinmemektedir.

Dünyadakaç kişinin MS’li olduğu kesin olarak bilinmez çünkü ülkelerin ve merkezlerin MS saptama yöntemleri farklıdır. Ayrıca büyük toplulukları taramaya yönelik ucuz, basit ve geniş ölçüde uygulanabilen tanı testleri geliştirilememiştir.

Ülkemizdeki kesin olarak kaç MS’li olduğu bilinmemektedir.

MS’li olduğu saptanmış olan kişilere dayalı olarak toplam sayıyı belirlemek, MS’i olan bazı insanlara tanı konmamış olduğu, tanı konulanların pek çoğunu da ulusal kayıtlara yansımadığı için sağlıklı sonuçlar vermemektedir.

Bu yüzden yurdumuzda tam olarak kaç MS’li olduğu bilinmemektedir.

MS’li sayısını tahmin etmek için yaklaşık bir hesap yapılabilir.

Ülkemizde MS’e orta sıklıkta rastlandığı bilindiğinden yaklaşık bir hesap yapılabilir. Yüz bin kişi de en az 5, en çok 30 kişi hesabı ile 70 milyon genel nüfus için en az 3.500, en çok 21.000 kişi MS’li olabilir. Bu hesaba dayanarak ortalamanın üst değeri olan yüz binde 30 varsayımı ile yurdumuzda 20 bin civarında MS’li olduğu genel olarak kabul gören bir varsayımdır.

MS OLUŞUM MEKANİZMASI

MS’de “Santral Sinir Sistemi” diye bilinen Beyin ve Omurilik etkilenir.

MS’de ortaya çıkan belirtilerin tümü bedenin söz konusu bölümünün yönetiminden sorumlu olan beyindeki bir merkezin veya bedenin bu merkezle iletişimini sağlayan beynin içindeki ya da omurilikteki yolların etkilenmesinin sonucudur.

MS’deki bulgular “Myelin” hasarı nedeniyle oluşur.

Beynin temel işleyişinden sorumlu olan sinir hücrelerine “Nöron” denir.

Nöronların bilgi alışverişi yaptıkları uzantılarına ise “Akson” denmektedir. Aksonun temel görevi sinir gövdesinden diğer sinire ya da organa iletimi sağlamaktır.

Aksonlar “Myelin” adı verilen temel yapı taşı yağ olan bir çeşit kılıf ile sarmalanarak desteklenirler. Myelinsiz sinirler de vardır. Myelini olan sinirler uyaranı daha hızlı iletirler. Myelin kaybında ise iletim yavaşlar.

Myelin kılıfın oluşturulmasını ve sürekliliğini sağlayan ise beynin “Oligodendrosit” adlı destek hücreleridir.

MS bir “Ak madde” hastalığıdır.

Beyindeki nöronların gövdelerinin bir arada yığın halinde bulunduğu bölgelere, görünümlerine dayanarak “Gri madde” adı verilir.

Myelinli olsun myelinsiz olsun çoğunlukla aynı işle görevli aksonlar birbiriyle yan yana uzanarak sinir ileti demetlerini oluştururlar. Buna Sinir yolları denir.

Beyinde ya da omurilikte aksonların bir araya gelerek oluşturduğu bu demetlere de, yine görünümlerine dayanarak “Ak madde” adı verilmiştir.

MS’ de çoğunlukla ak maddede “Plaklar” görülür.

Beyin ve omurilikte MS’in belirteci plaklardır.

“Plak”, MS’e özgü hasarın oluştuğu, çoğunlukla yuvarlak ya da oval görünümlü sınırlı bir alandır. Özel bir madde ya da birikinti değildir. Ciltte değil de doku içerisinde oluşmuş bir tür yara gibi düşünülebilir.

Plaklar, toplu iğne başı kadar küçük olabilecekleri gibi, çok ender olarak santimetrelerce büyük olabilirler. Ancak çoğunlukla 3-5 mm büyüklüğünde olurlar. Çapı bir santimetreyi aşanlar büyük plak olarak değerlendirilir.

Plaklar çoğunlukla birden çok sayıda oluşur.

Plakların ne zaman, nerede ve ne büyüklükte oluşacağı önceden kestirilememektedir. Plaklar, değişik zamanlarda, değişik yerlerde, değişik sayıda, değişik büyüklüklerde oluşabilirler.

Plakların tümü belirti vermez. Kimi zaman sessiz kalıp, hiç bir bulguya yol açmazlar.

MS’li kişilerin her birinin diğerinden çok farklı belirtilere sahip olmasının ve çok farklı bir seyir göstermesinin temel nedenleri bunlardır.

MS yangısal (enflamatuar) bir durumdur.

Başlangıç evresinde MS plaklarının içerisi kan yoluyla geldiği düşünülen iltihap hücreleri ile doludur. Bu duruma Enflamasyon Dönemi denir.

Bu evrede, kontrast madde diye anılan özel kimyasal maddeler kan yoluyla verildikten sonra görüntüleme yapılırsa, bu plaklar diğer dokulardan çok daha parlak olarak izlenir. Buna plağın kontrast tutması adı verilir. Bu bulgu, plağın yeni oluştuğunun ve hastalığın aktif olduğunun göstergesi olarak yorumlanır. Plaklar haftalarca böyle bir aktif bir süreçte kalabilirler. Bu, Plağın kontrast tutma süresi’ dir.

İltihap oluşturan hücrelerinin yıkıcı etkisi ile, plak bölgesinin içine denk gelen yerdeki myelin giderek yok olur. Bu aktif aşamada myelin kılıfın parçalandığı yerdeki akson, soyulmuş olduğundan korunmasız olarak ortaya çıkmıştır. Buna myelin kaybı (Demiyelinizasyon) denir. Bu aşamada çıplak sinirlerde iletim aksar ya da tümüyle kesilir. Karşılığında o sinirlerin ilişkide olduğu beden bölümünde belirtiler oluşur. Buna “Atak” ya da “Alevlenme Dönemi” denir. Daha sonra bu tür iltihap hücreleri plak içinde azalır.

Böylece MS plağının oluşum mekanizmasının aşamaları, önce myelin hasarı sonra aksonda etkilenme şeklindedir.

MS sıradan bir yangısal (İnflamatuar ) hastalık değildir.

Son zamanlarda yapılan pek çok inceleme akson hasarının sanılanın tersine önceden başladığını ve myelin yapımından sorumlu olan oligodendrositlerde de olayın başından itibaren sorunlar olduğunu ortaya koymuştur.

MS’de oluşan bu tür etkilenmelerinin hangi sırayla oluştuğuna ilişkin bilgilerin pratikteki anlamı hala araştırılmaktadır.

MS’de hem yıkım hem de yıkılan yerde yeniden yapım vardır.

Yer yer soyularak aksonu çıplak bırakan myelini, Oligodendrosit’ler yeniden yaparak siniri çevrelerler. Bu iyileştirme (Remiyelinizasyon) aşamasıdır. Bu dönem atağın bittiği bulguların kaybolduğu ya da azaldığı iyileşme ya da sönme aşamasıdır.

Yıkım sonrası yapım eskisi kadar iyi sonuç vermeyebilir.

Ataktan sonra yapılan bu iyileştirme yani yeniden myelin yapımı, aslı kadar başarılı olamamaktadır. Aynı bölgede yıkım defalarca yinelemişse yapım daha da yetersiz kalacaktır. Bu yüzden, remiyelinize olan yani tamir edilmiş myelin bölgesindeki aksonun akım iletimi tümüyle normal olmaz. İletim eskisinden daha yavaş olur. Buna Aksonal ileti yavaşlaması adı verilir.

MS plaklarının oluştuğu yerler iyileşseler bile görüntü vermeyi sürdürebilirler.

Plak oluşan bölgede zamanla iltihap oluşturan hücreler kaybolur, kalıntılar yok olur ve normal dokunun yerini bir çeşit tamir dokusu doldurur. Bu dokunun hacmi, asıl dokudan daha az olduğundan ve esnekliği daha az olduğundan, etkilenen plak bölgesi, tıpkı geçirilmiş bir yaranın izi gibi, büzüşmüş ve sertleşmiş olarak izlenir. Buna Glial Skar denir.

Bir kez oluşan plak, belirtilerdeki iyileşme tam olsa bile BT ve MR’da, çoğunlukla kalıntı olarak görüntü vermeye devam eder. Bu görüntü Eski plak adıyla anılır.

Plaklar değişik yerlerde oluşabilecekleri gibi aynı yerde de tekrarlayabilirler.

Aynı yerde bir çok kez plak oluşmuşsa, defalarca onarılan dokunun giderek daha yetersiz onarımı söz konusu olabilir. Buna bağlı olarak bazı belirtiler kalıcı olabilir; Sekel.

Plak sayısı ile hastalığın ağırlığı bire bir bağlantılı değildir.

Bazı bireylerde çok fazla plak oluştuğu halde belirtiler ve kalıntı bulgular az olabilmektedir. Bazılarında da tersi söz konusu olabilmektedir. Plakların yerleştiği yer ile belirtiler bağlantılı olduğu halde, plak sayısı ile belirtilerin şiddeti, süresi ve ağırlığı bire bir ilişkili değildir.

MS bulguları ile “Aksonal İleti ” bire bir ilişkilidir.

Plak bölgesinin içersinden geçtiği için myelinini kaybeden aksonlar, aktif hastalık evresinde iletimi ya hiç sağlayamaz ya da yavaş olarak, aksayarak sağlarlar. Bu dönem “Atak Bulguları’nın oluştuğu dönemdir. İyileşen plak bölgesinde ise demiyelinize aksonlar eskiden oldukları kadar hızlı iletim sağlayamazlar. Bu evrede belirtiler iyileşmiştir.

Vücutta bir belirtinin oluşması bir atağın başladığı anlamına gelmez.

Daha önceden olup geçen bulguların yeniden ortaya çıkması, yeni bir Atak başladığı anlamına gelmeyebilir. Çeşitli etkenler ile eski bulgular kolayca tekrar tekrar ortaya çıkabilir. Bu durum geçicidir ve plağın tekrarladığı, yeniden atak başladığı anlamına gelmez. Bu durum birkaç gün sürerse Yalancı Atak adı verilir. Bazen nezle grip gibi bir başka hastalık yüzünden oluşur. Daha kısa bir sürede geçen ama belirsiz aralarla sık sık tekrarlayan belirtiler Paroksismal belirtiler adı ile anılır. Çoğunlukla yineleyen hep aynı şeydir. Kendiliğinden geçebilirse de tedaviyi de gerektirebilir. Bazen çok inatçı belirtiler bezdirici olabilir.

MS’de Sinir Sisteminde plak oluşumu dışında da etkilenmeler vardır.

Yeni yapılan inceleme çalışmaları plak görünmeyen beyin bölgelerinde de etkilenmeler olabildiğini göstermiştir. Bu sinsi etkilenmelerin zamanla dokuda geri dönüşümsüz hasarlar oluşturabildiği anlaşılmıştır. Bu tür etkilenmeler ile ilgili olduğu düşünülen beyin ve omurilik hacminde zamanla oluşan azalmanın (Atrofi) plak sayısı ve yerleşiminden bağımsız olabileceği son zamanlarda daha iyi anlaşılmıştır.

Atrofi miktarı ile MS’in yarattığı özürlülük arasında bağlantı vardır.

Olağan bir MR incelemesinde görüntü oluşturmayan, başka bir deyişle bugünkü teknoloji ile yeterince göremediğimiz, sinir sisteminde plak dışı bir başka etkilenme sürecinin de var olduğuna ilişkin yeterli kanıt saptanmıştır. Bu etkilenme zamanla ilerleyici bir doku kaybına, Atrofi’ye neden olmaktadır.

Örneğin, bilişsel işlevleri bozulan (akli yetenekleri etkilenen) MS’lilerde bazı özel beyin bölgelerinin hacmindeki azalmanın (atrofinin) sorunun nedeni olduğu anlaşılmıştır.

Aynı şekilde ayaklarındaki güçsüzlük ve kasılmalar yüzünden yürüyemediği için özürlü hale gelen bazı MS’lilerin sorununun omurilik atrofisinden kaynaklandığı da anlaşılmıştır.

Bu konudaki hızlı teknolojik gelişim sayesinde, her bir MS’li birey için ayrı ayrı gelecek öngörüsünde bulunmak yakın zamanda mümkün olabilecektir.

MS bir değil birkaç farklı hastalık olabilir.

MS’de plak gelişim evreleri belirtilen sırayı izlemeyebilir. Plak oluşumu dışındaki farklı bazı özellikler daha belirgin olabilir. Aynı oluşum ve gelişim aşamalarını gösteren bireylerde beyin ve omurilik incelemeleri farklılıklar gösterebilir. Bu nedenlerle de, MS’in birkaç farklı hastalık olabileceği düşünülür.

NEDENİ

Multipl Skleroz’un neden oluştuğu kesin olarak bilinmemektedir.

MS yaratabilecek nedenler üzerine yapılan olağanüstü çok sayıdaki incelemeye rağmen hala kesin olarak MS’den neyin sorumlu olduğu ortaya çıkarılamamıştır.

MS’e genetik bir yatkınlık söz konusudur.

MS konusunda, genetik yapı üzerindeki çalışmalardan elde edilen bazı sonuçlar vardır.

Bilindiği gibi insanda her hücrenin çekirdeği içersinde bir sarmal şeklinde bükülüp çok özel şekilde sıkışarak yerleşmiş genetik bir hazine vardır. Bu genetik hazineye DNA adı verilir. İnsan DNA’sı her biri üzerinde pek çok ama pek çok bilgi kodlanmış olan 46 adet kromozomdan oluşur. Bunlardan bir olan 6. Kromozomun kısa kolundaki MHC (Major Histocompatibility Complex) bölgesinin MS için genetik belirleyici olduğunu gösterilmiştir.

Genetiğine ilişkin bilgiler gün geçtikçe artmaktadır.

MHC bölgesinde bulunan HLA (İnsan Lökosit Antigeni) allelleri (Belli bir işle görevli daha sınırlı bir gen bölgesi) ile, bazı hastalıklar, özellikle de yangısal (enflamasyonlu ) hastalıklar arasında bağlantılar olduğu anlaşılmıştır. Bu hastalıkların büyük bölümünün Otoimmun Hastalıklar olduğu da ortaya çıkmıştır. Yangısal bir özellik taşıyan MS’in de bu bölge ile ilintili olduğunun anlaşılması, MS’in de otoimmun bir hastalık olabileceği yönündeki kanıyı güçlendirmiştir. HLA alt tipleri ırksal ve kişisel farklılar gösterir. Bazı HLA alt tiplerini taşıyan kişiler MS’e yakalanma olasılığı taşırlarken, bazı başka alt tipleri taşıyanlar yakalanma olasılığı taşımazlar. Olasılık mutlak demek değilse de, bazı genetik özelliklere sahip kişilerin MS’e yakalanmaya yatkınlıkları, bazılarının ise korunmuşlukları söz konusudur.

MS genetiği konusunda son söz söylenmiş değildir.

Son yıllarda genetik biliminde kaydedilen ilerlemeler MS’de genetik yatkınlıktan sorumlu olan gen noktalarını belirleme çalışmalarını sürdürmektedir. Bugünkü bilgimiz, bu yatkınlığın tek bir gen bölgesinden kaynaklanmadığı, tersine birden çok genomun (küçücük gen alanları), yatkınlığı beraberce oluşturdukları şeklindedir. Bu durum Poligenetik MS Yatkınlığı diye bilinir.

MS klasik anlamda genetik bir hastalık değildir.

Yukarıda aktarılan bilgiler, MS’in klasik bir ailesel ve kalıtsal hastalık olduğu, MS’lilerin hastalığı anne ya da babalarından ya da soylarında aldıkları ve MS’lilerin çocuklarının da MS’li olacağı şeklinde, yorumlanmamalıdır. Klasik kalıtımsal hastalık değerlendirmesi şeklindeki bu yorumlara dayanak oluşturacak bir çok hastalık vardır. Ama MS bunlardan biri değildir.

Genetik hastalık kavramı son on yıllar içersinde çok genişlemiştir. Kalıtsal ve genetik kavramlarının eşanlamlı olmadığı da hatırlanmalıdır.

MS hakkındaki genetik bilgi şöyle özetlenebilir;

Temel özellikleri anlaşılmış (HLA loküsü) ancak ayrıntıları belirlenememiş bir genetik altyapıya sahip bireylerin MS olabilme potansiyelleri vardır. (Bu genetik altyapıya sahip olmayanların ise MS olmayacakları düşünülür.) Bu genetik altyapının üzerine yaşamın herhangi bir evresinde eklenen bir etkenin MS’i yaratması söz konusudur ancak bunun ne olduğu hala araştırılmaktadır.

Kişinin kendi bedenine yönelen savunma düzeneği MS’in nedeni olabilir.

Vücut, zararlı olabileceği gerekçesiyle, yabancı şeylerden kendini korumak için bir çok iç düzenlemeye sahiptir. Savunma amaçlı olan bu çok karmaşık düzenlemenin tümüne birden “İmmun Sistem” adı verilir. İmmun düzeneğe temel oluşturan genetik düzenlemenin temelleri hakkındaki bilgiler de hızla artmaktadır.

İnsan immun sistemi, bazen kendi doku ya da hücrelerine karşı da (Hatalı olarak) harekete geçebilir. Bu gereksiz savunma alarmı sürekli hale geldiğinde saldırıya uğrayan bedensel yapı tahrip olur. Bu tür hastalıklar “Otoimmun Hastalıklar” adıyla anılır.

İnsanlarda otoimmun olduğu kesinleşmiş pek çok hastalık vardır.

MS’in bir Otoimmun Hastalık olduğuna ilişkin bir çok ipucu saptanmıştır.

MS’in başlangıcında, iltihap hücrelerinin (Özellikle lenfositlerin) kandan beyne göç etmesi ve sonrasında aksonun myelin kılıfının bu hücreler tarafından hasara uğratıldığının saptanması, “Otoimmun bir hastalık” varsayımı için bir ipucudur. Bu saldırının nedeni, moleküler yapısı myeline benzeyen bir virus ya da bakteri ile lenfositlerin beyne göç etmeden önce karşılaşması olabilir. Yangı (iltihap) oluşturan lenfositlerden oluşan her bir küme, bir başka mikrobu tanımak üzere önceden özelleştirilmişlerdir. Bu özelleştirme eğitimi sırasında bir molekül benzerliği yüzünden yanlış yapıya karşı saldırgan hale getirilen bir lenfosit kümesinin myelin saldırısını başlatıyor olması, en çok kabul edilen varsayımdır.

Yatkın kişilerde MS’in nasıl başladığı konusunda bilinenler şöyle özetlenebilir;

Normalde yabancılara (mikroplara v.b) yönelik olması gereken ve lenfosit ve benzeri hücrelerce başlatılan savunma amaçlı saldırının, yapısal benzerlik yüzünden kendi myelinine yönelmiş olabileceği düşünülmektedir. MS ataklarının öncesinde çoğunlukla grip benzeri bir hastalığın varlığı bu teorinin ortaya çıkmasının nedenidir. Ancak bu varsayım bilimsel açıdan kesin olarak doğrulanmamıştır.

Bir virüs ya da bakterinin MS’e neden olduğu düşünülür.

Yapılan pek çok inceleme ile beyinde ya da diğer vücut dokularında myeline moleküler yapısı benzeyen ya da doğrudan doğruya savunma sistemini harekete geçiren virus ve bakteriler aranmıştır. Zaman zaman, tıpta heyecan dalgaları yaratan, bazı virus ya da bakterilere ilişkin saptamalar da olmuştur.

Ancak bugün için iltihap ya da enfeksiyon yaratarak doğrudan doğruya ya da molekül benzerliği ile otoimmun sistemi harekete geçirerek dolaylı olarak, MS’e neden olduğu kesinleşmiş olan hiçbir mikro organizma (virus yada bakteri) belirlenememiştir.

MS’in oluşumu konusunda bilinenler özetle şunlardır;

Genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde, çevresel tetkikleyici (ler?) aracılığı ile başlatılan bir dizi “Otoimmun” reaksiyonun MS’e neden olduğu görüşü, bazı noktalarda tam kanıtlanmamış olsa da hala yaygın olarak kabul görmektedir.

BULGULAR

MS belirti ve bulguları çok çeşitlidir.

MS’de omurilikte ya da beynin bir veya bir kaç yerinde hasar söz konusu olduğundan, belirti ve bulgular da çok değişik ve çeşitlidir. MS belirtilerinin tipik özellikleri, bedenin değişik bölümlerine ait değişik cins ve şiddetle olmaları ve değişik zamanlarda ortaya çıkmalarıdır.

MS’in belirtilerinin hiç biri MS’e özgü değildir.

Beynin ve omuriliğin ilgili bölümlerini etkileyen her hangi bir hastalık benzer belirtiler yaratabilir. Aynı şekilde vücudun o bölümüne ilişkin herhangi bir hastalıkta MS’de de rastlanan her hangi bir belirti oluşabilir. Bu yüzden, bir belirtinin ne cinsi ne süresi ne de şiddeti, MS olup olmadığının göstergesi değildir.

MS’in belirtileri, psikolojik belirtilerle karıştırılabilir.

Yapısal herhangi bir bozukluk oluşmadan, psikolojik nedenlerle MS’de de görülen herhangi bir belirti ortaya çıkabilir.

Bu belirtileri olan bireylerin, somut sorunlarının psikolojik kökenli olduğunu kabul etmeleri çok zor olabilmektedir. Bu kişiler, sorunlarının ne kadar önemli olduğunu anlatarak psikolojik olamayacak kadar ağır bir durum olduğunu söylerler.

Ruhsal nedenlerle oluşan belirtiler, fiziksel nedenlerle oluşanlardan daha basit değildir.

“Ama ağrım çok şiddetli”

“Bana öyle geldiğini sanıyorsunuz ama uyuşmam var ve giderek artıyor”

“Asla psikolojik olamaz, benim her şeyim var, hiçbir derdim yok ki”

ve benzeri itirazlar psikolojik sorunların hafif, geçici veya uyduruk oldukları şeklindeki yerleşmiş bir ön yargıdan kaynaklanır. Oysa insanın psikolojik yapısı basit bir neden sonuç ilişkisi ile kolayca açıklanamayacak kadar karmaşık bir düzenlemeye sahiptir. Bir belirtinin şekli ya da şiddeti onun psikolojik kökenli olup olmadığını belirlemeye yetmez.

Çok ağır ve sürekli olan ve fizikselmiş gibi görünen bir çok belirti psikolojik kökenli olabilir. Aksi de söz konusu olabilir.

MS’lilerin bazı yakınmalarını dile getirmeleri çok zor olabilir.

MS’in yarattığı bazı yakınmalar saçma sapan ya da garip özellikte olabilir. Kişi bunları anlatmakta, kelimeye dökmekte zorlanabileceği gibi çevresindekiler ya da hekimler de anlamakta zorlanabilir. Özellikle MS tanısı konulmadan önceki dönemde ortaya çıkan, çoğu zaman kendiliğinden geçen, bazen de kalıcı olan bu belirtiler, yanlışlıkla psikolojik (sinirsel) olarak değerlendirilebilir.

MS’de duyusal yakınmalar çoktur.

Vücudun belirli bir bölgesinde uyuşma, karıncalanma, kabalaşma, ağırlaşma, duyarsızlaşma veya başka bir şekildeki hissedilen duyunun azalması ya da hiç hissedilmemesi, bir çok başka nedenle olşabileceği gibi, MS’in başlangıç belirtisi de olabilir.

Belirli bir bölgede ısrarlı bir ağrı, yanma, acıma, kaşıntı ya da orada fazladan bir şey varmış gibi, bir şey yapışmış gibi hissetme ya da garip bir başka yakınma da olabilir.

Yeni bir MS atağına eşlik eden duyusal belirtiler 1,5-2 ayda tümüyle düzelir. Bazıları kalıcı olabilirler. Gelip geçici olabilirler ama geçtiği zannedildikten uzun zaman sonra tekrar ortaya çıkabilirler. Defalarca tekrarlayabilirler.

Ataktan bağımsız olarak oluşan ve tekrarlayıcı olanlara “Gelip geçici belirtiler” (Paroksismal belirtiler) adı verilir.

MS’de kol veya bacakta kuvvet kaybı oluşabilir.

Kol ve bacaklarda güç kaybı, beraberce, tek tek, ya da sağ veya sol taraftakilerin birlikte etkilenmesi şeklinde gelişebilir. Daha önce anlatıldığı şekilde aslında ne kaslarda ne de kol ve bacağın herhangi bir yerinde hasar söz konusu değildir. Güç kaybının nedeni, beyin ya da onun emirlerini ileten yolların MS nedeniyle zedelenmiş olmasıdır.

Güç kaybı genellikle önce ayakta başlayıp birkaç gün içinde kola doğru çıkarsa da nadiren tersi de olabilir. Ancak inmede olduğu gibi bir beden yarısındaki kol ve bacağın birdenbire beraberce hastalanması MS için pek olağan değildir. Bu durum daha çok beynin damarsal hastalıklarında olur. Kuvvetin azaldığı bölgede his azalması da bulunabilir. Kuvvet kaybına başka bazı belirtiler de eşlik edebilir. Gelip geçici, kalıcı ya da ilerleyici özellikte olabilir.

MS, tek gözde geçici görme kaybı yaratabilir.

MS’de bir gözün görmesinde azalma ya da kayıp oluşabilir. Bulanık görme, bulutlu görme, yanık film gibi görme, görme keskinliğinde azalma, hiç görememe, bakılan yerin bir bölümünü görememe ve benzer şekilde bir yakınma oluşabilir. Bu duruma “Optik Nörit” denir.

Optik Nörit, göz sinirinin myelininin sınırlı bir bölümünün hastalanması yüzünden gözden beyne iletilen görme sinyallerinin iletiminin aksamasıdır.

“Optik Nörit” çoğunlukla tek gözde oluşur. Başka bir zaman, diğer gözde de oluşabilir. Her iki gözde arka arkaya ilerleyici görme kaybı gelişen yeni yetmelik çağındaki erkek çocuklarında kalıtsal bir başka hastalık söz konusu olabilir.(Leber Hastalığı)

Aniden oluşması inmede olduğu gibi, bir damarsal hastalık nedeniyle de oluşabilir. Optik Nörit başka nedenlerle de oluşabilir. Bazen neden oluştuğu anlaşılamaz.

Optik Nörit atağının yaşam boyu tekrarlama olasılığı vardır.

Nedeni bilinmeyen bir Optik Nörit atağı geçirenlerin bazılarında sonraki yıllarda MS gelişebilir. Optik Nörit geçirenlerin sonradan MS’li olup olmayacaklarını tahmin etmeye yönelik incelemeler varsa da kesin bir öngörü bilgisi yoktur.

Bir ya da birkaç kez Optik Nörit geçirip MS olmayan pek çok kişi olduğu için, her Optik Nörit atağı geçirenin MS olacağını varsaymak doğru değildir.

MS’de ON olmadan da görme bozuklukları oluşabilir.

MS’de görmeye ait belirtilerin nedeni, o göze ait sinirin hasara uğraması ile açıkça ya da sinsice bir ON gelişmesi olabileceği gibi, beyinsapı denilen beyinle omuriliğin geçiş bölgesinde bulunan ve her iki göz küresinin hareketlerinin eşgüdümden sorumlu olan küçük özel bir bölgenin hasara uğraması ile de olabilir. Görmeyle ilgili diğer beyin bölgelerinin hasarı ile de ortaya çıkabilir.

Bu durumda, çift görme, çatal görme, görüntüyü kaymış ya da bozulmuş olarak görme, görme alanı daralması, bir yarı alanı görememe gibi görmeyle ilgili pek çok başka yakınma olabilir. Cisimleri ya da yüzleri tanımama, renkli görmede azalma, nadiren geçici ya da kalıcı renk körlüğü oluşabilir.

Bu göz belirtileri, bir MS atağında oluşabileceği gibi, atak oluşmadan da daha kısa süreli, gelip geçici şekilde (Paroksismal belirtiler) oluşabilirler.

“Sürekli yorgun hissetmek” de bir MS belirtisi olabilir.

Halsizlik, bitkinlik, dermansızlık ve başka şekillerde ifade edilen, kolay yorulma veya sürekli yorgun hissetme, MS’in başlangıç yakınması olabilir. MS’in herhangi bir aşamasında da ortaya çıkabilir.

Bu belirtinin kişinin yaşıyla, kaç yıldır MS’li olduğuyla, MS’in yarattığı diğer belirtilerle ya da MS’in neden olduğu özürlülüğün derecesi ile orantılı olmadığı anlaşılmıştır.

Yorgunluğun bir diğer nedeni de MS tedavisinde kullanılan ilaçlar olabilir. İmuran ya da İnterferon gibi ilaçların bu tür yan etkileri olduğu saptanmıştır.

MS’de görülen bütün diğer belirtiler gibi müzmin yorgunluk da MS’e özgü bir belirti değildir. Depresyon ve sinsi enfeksiyon hastalıkları başta olmak üzere başka bir çok hastalıkta da ortaya çıkabilir.

Baş dönmesi ve dengesizlik hissi MS’de sık görülür.

İnsan bedeninin, düz dururken, yürürken, koşarken ya da başka bir hareket esnasında dengede kalabilmesini sağlayan karmaşık bir iç düzenlemesi vardır. Bu düzenleme için gereken bilgiler beyne pek çok farklı kanaldan ulaştırılır. En temel algılayıcıları barındıran denge organı iç kulakta bulunan bazı özel yapıların içersinde gizlidir. Bu bölgenin nezle benzeri basit bir hastalığında, çok ciddi bir dengesizlik hissi, bulantı kusma ve ayakta bile duramama hali oluşur. Bu durum geçici ve önemsizdir. Bu hastalığa Vestibüler Nörinitis adı verilir. Oysa MS’de denge organı (Kulak) sağlam olduğu halde, beyindeki denge düzenleyici merkezler veya bu merkezlerle bağlantıyı sağlayan yollar etkilenerek denge bozuklukları ortaya çıkabilir.

Denge bozukluğu, baş dönmesi benzeri hafif bir his şeklinde algılanabilir. Ağır dengesizlikler yürürken yalpalamaya, düşmeye, hatta çok ağırlaştığında ayakta bile duramamaya neden olabilir. Bu kadar ağır olduğunda beraberinde titremeler, görme bozuklukları ve konuşma zorlukları da bulunur.

Baş dönmesi bazen başka bir şeyin eşlik etmediği, günlerce süren ısrarlı bir belirtidir ve atak iyileştiğinde kaybolur. Kalıcı hale gelmesi ise çok nadirdir.

Atakların bir parçası olabildiği gibi, çok ender bir durum olarak, atak olmaksızın gelip geçici bir belirti olarak da ortaya çıkabilir.

Duruşta veya yürüyüşte dengesizlik de ataklar sırasında oluşabilen bulgulardandır.

Bazı MS tiplerinde dengesizlik sinsice artan bir bulgu olarak sürekli hale gelebilir. Birincil İlerleyici MS tipinde sık rastlanan bu durum Ataklı MS tipi İkincil İlerleyici MS haline dönüştüğünde de görülebilir. Bu durum MS’in en yıldırıcı belirtilerindendir ve yaşamı çok kısıtlayan bir soruna dönüşebilir.

MS’de, konuşma zorlukları ya da bozuklukları da oluşabilir.

MS’de, inmede (Felç geçirenlerde) olan gibi ani gelişen bir konuşamama ya da konuşulanı anlamama hali oluşmaz. Bu tür bir ani başlangıç şekli daha önceden söz edildiği gibi çoğunlukla beynin damarsal bir hastalığının belirtisidir.

Ancak MS’li kişilerin bazılarında kalıcı bir konuşma zorluğu oluşur. Kişilerin artikülasyonları (Telaffuzları) bozulabilir. Beyincikteki ya da beyin sapı bölgesindeki dil kaslarının eşgüdümünden sorumlu bölgelerin etkilenmesi sonucunda, bazı kişiler sarhoş konuşmasına çok benzer bir şekilde konuşurlarken bazılarında da, sanki burunları tıkalıymış gibi ya da genizden konuşuyormuş gibi bir konuşma şekli gelişebilir. Nadiren bazı kişilerde de ses şiddetinin (volümünün) ayarlanamaması sonucunda inişli çıkışlı, bazen patlama gibi ani ses yükselmelerinin araya girdiği bir konuşma şekli gelişir. Çok ender olarak, kısık sesli, sesin giderek azaldığı ve neredeyse duyulmaz hale geldiği, olağan iniş çıkışları olmayan tek düze (monoton) bir şekle dönüştüğü bir konuşma şekli de ortaya çıkabilir.

MS’de yürüme bozuklukları oluşabilir.

MS’de ender olmayan bir bulgu olan yürüyüş bozukluğunun nedeni, kuvvet kaybı bulgusu anlatılırken söz edildiği gibi, ayak ve bacaklardaki güç kaybıdır. Ayrıca ayak kaslarındaki kasılmaların ve kas sertliğinin artışı da (spastisite) yürümeyi bozabilir. Denge ile ilgili olarak beyincik ya da omurilikteki etkilenmelerde de yürüyüş bozuklukları olabilir. Bunların tümü beraberce de etkili olabilir.

Ataklar sırasında oluşup atak geçince düzelebileceği gibi zamanla hafif hafif bir artış da gösterebilir.

Yürüme zorluğu özel bir MS tipinin belirtisi olabilir.

Özellikle ileri yaşta başlayan bazı MS’lilerde sadece bacakları tutan ilerleyici bir kuvvet kaybı ve kas sertliğinde artış ile, yürüme bozukluğu bir arada olabilir. Bu durum Progresif Spastik Paraparazi diye isimlendirilir. Bu MS türünde, klasik Ataklı MS türünde görülmesi olağan olan diğer belirtiler oluşmaz. Bu MS türü kadınlardan daha çok erkeklerde ortaya çıkar. Ataklı MS’‘den daha geç yaşta başlar. Birincil İlerleyici MS diye de bilinen bu tür de MS’i olanlar, Ataklı MS’in yarar gördüğü tedavilerden de yararlanmazlar.

Titreme, MS’in oldukça sık rastlanan bir belirtisidir.

En çok ellerin titremesi şeklinde bilinen “Tremor” (Titreme) her iki elde görülebileceği gibi tek bir elde de olabilir. Sadece bir şeye uzanmak ve tutmak gibi hareketler sırasında oluşabilir. Ellerin hareket halinde değilken ince ince titremesi şeklinde de olabilir.

Titreme çenede, dilde ya da kafada oluşabilir. Ayağa kalkmaya çalışırken gövdenin titremesi, konuşurken sesin titremesi şeklinde de oluşabilir. Titreme şeklinde ortaya çıkan bu belirtiler, denge ile ilgili sistemin değişik yerlerde değişik oranlarda etkilenmesiyle farklılıklar gösterir.

Titreme, nadiren ataklar sırasında oluşup geçebildiği halde çoğu zaman MS’in ilerlemiş durumunda oluşur. Tedavi edilmesinde güçlükler olduğundan MS’in en çok rahatsızlık veren, kısıtlama yaratan belirtilerinden biridir.

MS’de konuşma bozukluğu, yürüme bozukluğu ve ellerde titreme çoğunlukla birlikte gelişir.

Bu belirtiler tek tek ortaya çıkabilirse de denge ile ilgili olan son üçünün beraberce etkilenmesi görece olarak daha sıktır. Yürüme ve konuşmanın bozulması, ellerin, gözlerin hatta bedenin titremesi şeklindeki bu birliktelik durumu, MS çok ilerlediğinde ortaya çıkmakta ve yaşam kalitesini bozmaktadır.

İdrar ve bağırsak sorunları MS’de sıktır.

MS, ne idrar kesesinde ne de bağırsakların kendisinde bir hasar oluşturmaz. Ancak bu organların yönetim ve denetiminden sorumlu olan beyin bölgesi ya da omuriliğin etkilenmesi ile belirtiler oluşur.

MS, sık idrar yapma, sıkıştırma, acele etme, tuvalete hemen ulaşamazsa kaçırma, arada kaçırma, hiç tutamama, geldiğini anlamama, tam boşaltamama, yapmaya başlayamama gibi pek çok farklı idrar yakınması yaratabilir.

İdrar kesesinin tam boşalamadığı durumlarda gereğinden uzun süre kese içinde bekleyen idrar daha kolay iltihaplanabilir. Bu yüzden idrar yolu iltihaplanmalarına sık rastlanır. Bu durum, sık idrar yapma isteğinin bir diğer nedeni olabileceği gibi, idrar yaparken yanma ve sızlama hissedilmesine de neden olur.

Bu belirtiler ataklar sırasında oluşup geçebilecekleri gibi sürekli hale de dönüşebilirler.

Kabızlık sık rastlanan bir yakınmadır. MS yüzünden bağırsak hareketleri zaten zayıflamışken bedensel olarak hareketsizlik özellikle yürümede azalma da buna ek bir neden oluşturur. Kabızlığın bir diğer çok önemli nedeni az sıvı almaktır. Kabızlık bazen çok ciddi boyutlara ulaşarak kişiyi çok rahatsız edebilir. Sertleşip sıkışarak bağırsak çıkışında tıkaç oluşturabilir.

Bazen de kaka kaçırma oluşabilir. İdrar kaçırmadan daha kolay yakınıldığı halde kaka kaçırmak genellikle gizlenmektedir. Zaten tedavisi zor olan bu durum, hekimlere bildirilmediği için de tedavisiz kalmaktadır.

MS cinsel sorunlara yol açabilir.

MS daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi cinsel organların kendisinde bir hasar oluşturmaz. Ancak bu organların yönetim ve denetiminden sorumlu olan beyin bölgesinin ya da omuriliğin etkilenmesi ile belirtiler oluşur.

MS’li erkeklerde sertleşmeme, erken boşalma gibi cinsel sorunlar gelişebilir. Zevk alamama, ya da isteksizlik de oluşabilir.

Eskiden beri bu konularda daha suskun olan olan kadınlar (MS’i olanlar dahil) cinsel sorunlarını giderek daha çok bildirmektedirler. Benzer şekilde, isteksizlik, uyarılamama, zevk alamama, orgazm olamama söz konusu olabilir.

Her iki cinste de nadiren aşırı cinsel istek ya da kontrolsüz, taşkın cinsel davranış söz konusu olabilir. Bu durum genellikle kişinin genel bir taşkınlık, coşkunluk haline eşlik eder. Cinsellikteki aksamalar da, çoşmalar da diğerler belirtiler gibi atakların bir parçası olabilecekleri, gelip geçici olabileceği gibi kalıcı hale de dönüşebilirler. Kalıcı olduklarında utanmak yerine tıbbi yardım istemek gerekir.

Cinsel sorunlar ilaçların yan etkisi ile oluşmuş da olabilirler.

Daha önceki bölümlerde de vurgulandığı gibi bu belirtiler de MS’e özgü değildir. Başka nedenlerle oluşmuş da olabilirler.

MS’te çok çeşitli ağrılar oluşabilir.

MS’in kendisinin yarattığı etkilere bağlı bazı ağrılar oluşabilir. Bunun dışında vücutta oluşan bazı başka nedenlerde değişik tipte ağrılara neden olabilir.

MS’de baş ağrısı olabilir.

Baş ağrısı ile tanışmayan kişi yok gibidir. Baş ağrısının pek çok farklı nedeni olabilir. MS’lilerde de pek çok nedenle baş ağrıları olabilir.

MS’lilerinde diğer bütün insanlar gibi gerek gerginlik ve üzüntüyle, gerek migren ve benzeri nedenlerle, gerekse de sinüzit v.b gibi diğer nedenlerle başları ağrır. Özellikle hastalıklarını yeni öğrendikleri dönemde ve ataklarının başladığı dönemlerde yani en gergin oldukları dönemlerle baş ağrıları yoğunlaşabilir.

Baş ağrısının nedeni kişinin sıkıntı ve üzüntü gibi duygusal durumuna ilişkin sorunları olabilir.

Beynin iç dokusu yani kendisi ağrı algılayıcılarına (Reseptör) sahip değildir. Bu yüzden sanıldığının tersine beyin ağrımaz.

Beyin ağrısı olarak hissedilenlerin nedeni, çoğu zaman kafatasının dışındaki, genellikle de ensedeki kasların gereksiz yere kasılmasının oluşturduğu ağrılardır. Beyin, bunları içeriden geliyormuş gibi algıladığından, kişiler beyinlerinin ağrıdığını sanırlar. Çoğunlukla bu küçük ense kasları, kişinin farkında olduğu ya da olmadığı sıkıntı, üzüntü, gerginlik gibi duygu durumuna ilişkin olumsuzluklar nedeniyle kasılır. Kişi ensesini elleyerek bunu kendisi de anlayabilir. Böylece baş ağrılarının en büyük nedenini, duygusal iç çalkantılar oluşturur.

Bir çok kişi duygusal durumu ile fiziksel bir belirti olan baş ağrısının alakasını anlamakta zorlandığından bu durumu kabul etmez. Bazı kişilerde kendilerini çok üzen ya da sıkan durumların varlığıyla yüzleşemez ve inkar etme yoluna giderler. Bu da uzun süren, müzminleşmiş baş ağrılarına neden olur. Bu durum MS’li kişilerde de oluşabilir.

Baş ağrısı nadiren kafanın içersindeki bir etkilenme ile oluşur.

Beynin kendisi ağrı hissi algılayıcılarına sahip olmadığı halde, kafatasının içini ama beynin dışını saran zarlar (Meninksler) ve beynin içindeki damarlar ağrı algılayıcılarına sahiptir. Bu yüzden bazı beyin hastalıkları, bu zarları ya da damarları etkileyerek baş ağrısı oluşabilirse de, bu nedenler baş ağrılarının çok küçük bir oranını oluşturur. MS’in kendisine bağlı bir baş ağrısı, (Beyin ağrısı) bu yüzden pek olağan değildir.

Baş ağrısının sık rastlanılan bir nedeni sinüzittir.

Kafatası kemiğinin yüz bölgesinde içleri hava dolu bazı boşluklar vardır. Bu boşluklara Sinus denir. Sinuzit, sinusların nezle ya da grip yaratan mikrobik bir etkenle iltihaplanmasıdır. Bu boşlukların delikleri genizin gerisinden boğaz bölgesine açılır. Bu nedenle tedavi edilmeyen sinüzitin akıntısı aşağı doğru yayılarak bronşit gibi başka hastalıklara zemin hazırlayabilir. Sinüzit, hafif bir ateş, genizde bir akıntı hissi, sabahları geniz ve boğazda tahrişe bağlı rahatsızlık hissi, bazen balgam çıkarılmasıyla, bazen de kuru kuru bir öksürük şeklinde belirtiler yaratabilir. Yüzde alında bazen de kafanın arka kısmında ağrı yaratır. Herhangi biri sinüzit olabileceğinden, MS’li bir kişi de başka herhangi bir hastalığa yakalanabileceği gibi sinüzite de yakalanabilir. Sinüzit antibiyotiklerle tedavi edilebilen bir hastalıktır.

MS’de Trigerminal nevralji sık görülür.

Yüz bölgesinde algılanan, dokunma, ısı, ağrı ve benzeri duyuları beyne taşıyan sinire trigeminal sinir denir. Yüzün kendisinde bir şey olmadığı halde, bu sinirin yolu boyunca herhangi bir nedenle oluşacak herhangi bir uyaran, beyin tarafından yüzden geliyormuş gibi algılanır. Bu şekilde yüzde hissedilen, ama aslında yüzle doğrudan ilgisi olmayan bu ağrıya Trigeminal nevralji denir.

“Trigeminal Nevralji” yüzün bir yanındaki her hangi bir yerde, alında, göz etrafında, dudak yanında, çenede, yanakta hatta ağız içinde, damakta avurtta ya da diş köklerinde, aniden oluşan, çok kısa süren ama çok şiddetli olan bir ağrı ya da acı hissidir. Genellikle çivi çakılması ya da şiş sokulması gibi bir his olarak tanımlanır. Tekrarlayıcıdır. Hep aynı yerde oluşur. Ne zaman olacağı anlaşılamaz, gün içinde defalarca tekrarlayabileceği gibi çok kısa aralarla üst üste gelip çok bezdirici olabilir. Yüze ya da ağız içinde belirli bir noktaya dokunma ile ya da traş olma, çiğneme, esneme veya benzer bir uyarı ile tetiklenebilir.

Beyin sapı bölgesindeki bir damarın yer değiştirerek yüz sinirini sıkıştırması gibi başka nedenlerle de oluşabilen Trigeminal nevralji, MS’lilerde sıkça görülür.

MS’lilerde eklem ağrıları oluşabilir.

MS’e bağlı olsun olmasın, özürlülüğü çok olan ve bu yüzden eklemlerini kullanamayanlarda eklem hareketlerinde kısıtlanma oluşur ve giderek eklemlerde çekilme ve yapışmalar gelişir. Buna “Eklem kontraktürü” denir. Bu tür sertleşme ve kasılmalar nedeniyle de eklemlerde ağrılar oluşabilir. Hareketleri çok kısıtlanmış ağır MS’lilerde bu duruma rastlanabilir. Kontraktür gelişiminin erken saptanması ve kendiliğinden yapılamayan hareketlerin bir başkası tarafından yaptırılması ve benzeri Fizik tedaviler ile bu durum engellenebilir ya da azaltılabilir.

MS’lilerde eklem iltihaplanmaları olmaz.

Diz, dirsek, bilek gibi büyük eklemlerde şişme kızarma ve ağrı şeklinde iltihaplanma benzeri durum oluşması, MS için olağan değildir ve MS dışında başka bir hastalığın var olduğunun kanıtı sayılır. Benzer şekilde el veya ayak parmaklarının küçük eklemlerinde sürekli bir ağrı ve şişme ile giderek parmaklarının şeklinin bozulması da MS değil, bir çeşit romatizma hastalığının var olduğunu gösterir.

Göğüs ve karın ağrıları nadiren bir atağın göstergesi olabilir.

Gövdede, göğüs ya da karın bölgesinde, bir kuşak şeklinde arkadan öne doğru yayılım gösteren sıkıştırıcı tipteki ağrılar genellikle omurilikteki bir MS plağın belirtisidir. Bazen yeni bir atak oluşmadığı halde gelip geçici bir bulgu olarak ortaya çıkabilirler.

Omuriliğin hasarına neden olan başka hastalıklarda da benzer ağrılar oluşabilir.

MS’de Lhermitte belirtisi oluşabilir.

Boynun öne eğilmesi sırasında omurilikte boylu boyunca hissedilen çok kısa süreli ama şiddetli bir elektriklenme hissine Lhermitte belirtisi denir. Duyu ile ilgili bilgilerinin aktarımının yapıldığı, omuriliğin arka bölümündeki yeni ya da eski bir plağın, bu ileti yoluna bir uyaran oluşturmasından kaynaklanır. Bazen boylamasına değil enlemesine yani kollara doğru yayılım gösteren bir his şeklinde de algılanabilir.

Ataklar sırasında oluşup atak geçince kaybolabileceği gibi ataktan bağımsız olarak düzensiz aralıklarla tekrarlayıcı da olabilir.

Omuriliğin arka bölgesini tahrip edenMS dışındaki başka durumlarda da aynı belirti oluşabilir.

MS’lilerde kol ve bacaklarda farklı özelliklerde ağrılar oluşabilir.

Kol ve bacaklarda oluşan ağrılı kasılmalara “Tonik spazmlar” adı verilir. MS’lilerde sık rastlanır. Gelip geçici belirti şeklinde ortaya çıkarlar. Israrlı olduklarında tedavi edilmeleri gerekir.

 

Kasın gerginliğinin artması veya eklemlerin sertleşmesi de ağrı yaratabilir. Ayrıca bel ya da boyun fıtığı düşündürecek özellikler taşıyan ağrılar da MS’de sıktır. Yanlışlıkla fıtık zannedilebilir.

MS’li bir kişiye bel veya boyun fıtığı tanısı konulduğunda, bu tanı MS hekimince bir kez daha gözden geçirilmelidir.

MS’de kol ve bacaklarda, fıtık ağrısına çok benzeyen, ıkınma hapşırma gibi sıkıştırıcı tür hareketlerle artan, boyundan kola doğru ya da belden ayağa doğru yayılım gösteren ağrılar oluşabilir. Bunlara Yalancı fıtık ağrıları(Psödoradüküler ağrılar) adı verilir.

Bu ağrılar yüzünden yanlış tanı konularak tedavi edilen hatta fıtık ameliyatı yapılan kişiler vardır.

Bel fıtığı pek çok kişide oluşabilen bir durumdur.

Omurgayı oluşturan her bir omurun arasında, kıkırdaktan oluşan ve şekli yüzünden “Disk” diye anılan esnek bir doku parçası bulunur. Disk, omurganın hareketliliğini sağlayan bir düzeneğin önemli bir parçasıdır. Bu kıkırdak diskin niteliği, yaşla, aşırı yük taşımak ya da uygun sırt pozisyonuna sahip olmamak gibi bir çok mekanik etkenle bozulabilir. Bozulma sürdükçe küçülüp büzülebilir ve esnekliğini yitirebilir. Bu etkilenmiş olan disk, basit bir dış etkenin tetiklemesi ile, olağan durumda tam ortasında yerleştiği omurga ekseninin dışına, taşabilir. Bu duruma “bel fıtığı” ya da “Disk kayması” gibi adlar verilir. Bu bozularak yer değiştirme sonrasında disk, yakınında bulunan, kola ya da ayağa giden siniri sıkıştırır. Ya da ezer. Bu durum ağrıya neden olur.

Disk kayması adıyla da bilinen bel fıtığında belde ya da bacakta ağrı oluşur.

Ikınma hapşırma gibi sıkıştırıcı tür hareketlerle artan, belden ayağa doğru yayılım gösterebilen bu ağrının nedeni ayağa giden sinirin yer değiştiren disk yüzünden sıkışmasıdır. Bu olay boyunda oluşmuşsa boyun ve omuz ağrısı oluşur ve bir kola doğru yayılır. Bu durumun tedavisinde yatarak yapılan istirahatin önemi büyüktür. Böylece diski sıkıştıran üstteki omurların dolayısıyla bütün gövdenin yükü kıkırdağın üzerinden kaldırılarak dokunun kendini yenileyebilmesi için fırsat yaratılır.

Çok nadiren yapısı bozulmuş olan bu diskin bir parçası koparak komşu omurilik kanalının içine düşebilir ve olağan olmayan bulgulara neden olabilir.

MS’de bel fıtığı ağrısına benzer ağrılar hissedilebilir.

MS’de ise böyle bir disk kayması ve siniri sıkıştırması söz konusu olmadığı halde gene de aynı sinir (ler), plak oluşumu yüzünden zedelendiği için benzer şekilde bir ağrı hissedilir. Bu da hekimlerin yanlışlıkla fıtık tanısı koymasına neden olur.

MS’li kişilerde ayrıca fıtık da oluşabilir. Bu iki durumu birbirinden ayırabilmek için bazen MR yapılması gerekebilir. Bu da bazen sorunu çözmek yerine daha da karmaşıklaştırabilir.

Her saptanan bel ya da boyun fıtığının ameliyat edilmesi gerekmez.

İnsanların bir çoğunda bel ve sırt ağrıları bulunur. Bunların bir kısmının MR incelemesinde de fıtık bulguları saptanır. MR’da fıtık saptanmış olması ameliyat kararı vermek için gereklidir ama yeterli değildir. Ağrının şiddetli olması da ameliyat kararı için yeterli değildir. Ameliyat ancak, bozulan ve yer değiştiren disk komşu sinirler üzerinde geri dönülmez bir tahribat oluşturuyorsa ya da omurilik üzerinde doğrudan ezici bir etkisi varsa yapılmaktadır. Oysa bazı cerrahlar bir disk etkilenmesi saptandığında gereksiz yere ameliyat kararı verebilmektedirler. MS olan ya da olmayan pek çok kişinin böyle gereksiz yere ameliyat edildiği bilinir. Bu nedenle MS’li olduğu bilinen kişilere bel ya da boyun fıtığı (Disk kayması v.b) tanısı konulduğunda bu tanının MS doktoru tarafından yeniden gözden geçirilmesi, bu gereksiz ameliyatları önleyebilir.

“ Osteoporoz” ağrılara neden olabilen bir durumdur.

Vücut kemiklerinin yoğunluğunda belirgin bir azalma olmasına osteoporoz denir. Ağrı ile kendini gösteren bu durum tanınıp tedavi edilmediğinde kemiklerin kırılganlıkları çok artar. Osteoporoz sırt ve bel ağrıları başta olmak üzere yaygın ağrılar yaratabilir ve akla gelmezse bu ağrılar başka ağrılarla karıştırılabilir. Bu durumda ağrıların tedavisinde başarısız kalınabilir. Kemik sağlığını korumaya bebeklikten itibaren başlamak gereklidir.

Kemik, sürekli olarak bir yandan yapılıp bir yandan yıkılan bir maddedir. Gençlikte ve özellikte yeni yetmelikte yapım hızı yıkım hızından fazladır. Yaşlılıkta ise diğer bütün dokular için olduğu gibi kemikler için de yıkım hızı yapım hızından fazladır. Bu nedenle kemiklerin güçlü olması ve ilerde osteoporoz gelişmemesi için çocuklukta ve gençlikte kemiklerin güçlendirilmesi gerekir. Bunun yolu süt ve süt ürünlerinin özellikle bu yaşlarda bol tüketilmesidir. Çok süt içen çocukların daha uzun boylu oldukları bilinir. Bu vücudun uzun kemiklerinin yeterince büyüyebilmesindendir. Bütün bu nedenlerle boyu kısa olan, büyüme çağında yeterince süt alamamış olan, minyon insanlar daha kolay osteoporoz olurlar.

Güçlü kemiklere sahip olmak mümkündür.

Vücut, kemik yapımı için “Kalsiyum” adlı süt ve süt ürünlerinde bol bulunan bir maddeye gerek duyar. Kalsiyum, güneş ışığındaki bir etken sayesinde vücudun kendi ürettiği bir hormonun aracılığı ile kemiğe çevrilir. Bu üç temel etkenden birinin azlığı kemik yapımını da azaltır. Kemik yapımı en çok çocuklukta ve gençlikte olur. Bu dönemde süt ve süt ürünlerinin bol miktarda yenip içilmesi bütün hayat boyunca sürecek olan kemik sağlığının temel koşuludur. Ayrıca bebeklerin, çocukların ve gençlerin bedenleri gün ışığından ve bol hareketten yoksun bırakılmamalıdır. Kundaklanan bebekler, aşırı koruyucu bakış açısı ile evden çıkarılmayan bol bol oyun oynamasına izin verilmeyen çocuklar, anasının kuzusu şeklinde dört duvar arasında büyütülen çocuk ve gençler, tutuculuk yüzünden bedenleri örtüler altında saklı tutulan kızlar ve kadınlar, yeterince kalsiyum alsalar bile kemik yapımı aksayacaktır.

Osteoporoz önlenebilen bir durumdur.

Camdan ya da giysilerden geçen gün ışığı vücuda gereken etkeni ulaştıramadığından, bedenin mümkün olduğunca doğrudan ışık alması gerekir. Bunun için güneşin kızgın olması gerekmez. Gölgede ya da kapalı gibi görünen havalarda bile beden güneş ışınlarından yararlanabildiğinden güneşlenmek için yaz mevsimi ya da öğle saatlerini beklemek gerekmez. Hatta cilt yanıklarına neden olmamak için aşırı güneşten kaçınmak gerekir.

Yapılacak her türlü bedensel hareket, kemik yapım için gerekli bir uyarıcı olduğundan, herkesin mümkün olduğunca hareketli yaşaması, yürüyemeyen bireylerin bile açık havada yapabildikleri türden hareketleri yapmaları, hatta sadece açık havaya çıkarılıp dolaştırılmaları, yarar sağlar.

Osteoporoz kadınlarda ve minyonlarda daha sıktır.

Kemik oluşumunun kadınlık hormonu ile ilgisi olduğundan menopoza giren yani kadınlık hormonu azalmış olan kadınlarda osteoporoza yakalanma olasılığı artar. Bir kişi kadınsa, minyonsa ve menopoza girmişse üstelikte spor yapmıyor ve oldukça hareketsiz bir yaşam sürdürüyorsa osteoporoz olma ihtimali çok yüksek demektir. Bu erkeklerin hastalanmadıkları anlamına gelmez.

Uzun boylu olmak ve erkek olmak elde değilse de, hareketli yaşamak, gün ışığı altında çokça bulunmak, süt ve sütten üretilen besinlerden bolca tüketmek osteporozdan korunmak için gereklidir.

MS’li kişiler de herkes gibi osteoporoz riski altındadır.

Ağır özürlülük yaratmış olan bir MS’d,e hareket çok kısıtlanmış olduğundan osteoporoz gelişebilir. Ayrıca kortizon gibi MS’de çok kullanılan ilaçların da osteoporoz yapıcı yan etkileri vardır. Bu nedenle uzun süre kortizon kullanmış olanlar, minyon yapıda olanlar ve menopoza girmiş olanlar bu açıdan incelenmelidir. Kemik yoğunluğunu ölçen gelişmiş aletler yardımıyla bu değerlendirmeler kolaylıkla yapılabilir.

MS’de başka tür ağrılar da oluşabilir.

Yukarıda anlatılanlar dışında MS’de pek çok farklı ağrı yakınması da bulunabilir. Bazıları ağrı kesici ilaçlarla kolay geçmeyen bu ağrılar ısrarlı olabilirler. Bazen tanımlanması zor, garip duyumlar şeklinde hissedilebilir. Sınırlı bir beden bölgesinde yanma, sızı, kaşıntı gibi hisler, bir MS atağının belirtisi olarak oluşabileceği gibi atak dışında da oluşabilir.

MS’lilerde duygusal durum etkilenebilir.

MS gibi bir tanının konulması kişiyi mutsuz kılmaya yeterli bir sebeptir. Özellikle tanının ilk konuluşu, neden ben sorusu ile kabullenemeyişe, inkara ve hatta isyana neden olur. Bunlar olağan tepkilerdir. (Türkiye MS Derneği’nin bu konuda bir broşürü vardır; “MS ve Duygulanımlarınız”) Zamanla durumun kabullenilmesi, onunla baş etmeyi kolaylaştıracaktır. Aksi durumlar tedaviyi gerektirir.

MS’de “Depresyon” oldukça sık görülür.

Depresyon, duygusal durumdaki, sürekli ve belirgin bir çökkünlüğe verilen isimdir. Depresyon bir hastalık halidir, şarkı sözlerine kadar girerek gündelik bir şey haline dönüşmüş, böylece kanıksanmaya, olağan bir şeymiş gibi yorumlanmaya başlanmıştır. Oysa önemsenmesi ve giderilmesi gereken bir durumdur. Depresyon kişinin iç dengelerinden kaynaklanan bir aksama ile oluşabileceği gibi, aşırı sıkıntı yaratan yoğun dertler gibi dış belirleyicilerin etkisi ile de oluşabilir.

MS’de depresyon gelişmesinin nedeni, bazen, MS’li olduğunu bilmenin yarattığı ruhsal çöküntü olabilir. Ancak bundan bağımsız olarak da MS’in kendisi, beyinde duygulanım ile ilgili bölgeleri etkileyerek depresyona neden olabilir. Nedeni hangisi olursa olsun, tedavi edilmesi gereklidir.

MS’de duygusal bir çoşkunluk hali gelişebilir.

MS, daha nadir olarak, duygulanımı tersine bir etkilenmeyle bozarak, “Mani” adı verilen duygusal bir coşkunluğa, taşkınlığa da neden olabilir.

Depresyon ya da Mani, MS atağının bir parçası olabilir. Atak dışında da oluşabilir. İlaçların yan etkisi ile de ortaya çıkabilirler.

Bazı MS’lilerde, fiziksel ya da ruhsal durumlarıyla uyumsuz yüz ifadeleri gözlenir.

Bazı hastaların o anki duruma hiç uygun olmayacak şekilde aniden ağlamaya ya da gülmeye başladıkları görülür. Buna Emosyonel Labilite adı verilir.

Bu durum, garip görünümü yüzünden genellikle yanlış yorumlanır. Bu kişilerin aşırı hassas hale geldiği düşünülebileceği gibi, bunadığı da zannedilebilir. Gerçek neden bu değildir.

Vücudun motor işlevlerini düzenleyecek emri getiren yani temel görevi kasları hareket ettirmek olan aksonların, beyin içinde her iki yanlı olarak hasara uğraması sonucunda, gülme ve ağlama da dahil olmak üzere yüzün mimiklerini sağlayan kasların denetiminin aksaması ile oluşur. Dikkat edilirse bu kişiler, uzuvlarını iyi kullanamayan, yutma ve konuşma yetenekleri de bozulmuş kişilerdir. Tıp’ta bu durum Psödobulber Palsy adıyla bilinir.

Bu durumun nedeni, söz edildiği gibi oldukça mekaniktir. Hasara uğrayan yollar (Aksonlar) duygusal durumla ilgili olanlar değildir. Yüzün adalelerini çalıştıracak olanlardır. Zannedildiği gibi akıl ya da duygular ile ilgili bir aksamayı göstermez.

Bu belirti de MS’e özgü değildir. Özellikle birden çok sayıda inme geçiren kişilerde daha sık görülür.

MS’de çok nadir olarak akıl hastalığı (Psikoz) belirtileri ortaya çıkabilir.

Çok nadiren olarak oluşan bu durumda, kişilerin gerçeği değerlendirme yetisi tümüyle ortadan kalkabilir. Bu kişi çevresindeki pek çok şeyi yanlış algılayabilir. Sıradan bir aleti, her zaman kullandığı bir eşyayı başka bir şey sanabilir. Işığı, sesi ya da herhangi bir görüntüyü başka türlü algılayabilir. Takıntılı fikirler geliştirebilir. Ciddi kuşkular taşıyabilir. Kendisine zarar verilmeye çalışıldığını düşünebilir. Tanıdıklarını düşmanca davranmakla suçlayabilir.

Herkes zaman zaman yanılabilir. Bir şeyi başka bir şey zannedebilir. Bazı şeyleri karıştırabilir. Ancak burada söz konusu olan böyle olağan karıştırmalar değildir. Söz konusu olan, gerçeği olduğundan başka türlü algılamak, gerçek olanla bağları, geçici bir süre de olsa, tümüyle yitirmektir.

Olmayan sesleri duyduğu, başkalarının görmediği şeyleri gördüğü, deymeler dokunmalar hissettiği için kişinin davranışları tümüyle değişebilir. Bütün bu algı hataları ya da olmayan şeyleri varmış gibi algılaması yüzünden çok etkilenir. Huzursuz, sinirli, taşkın olabilir. Tersine korkak, ürkek, sakınık bir hale de gelebilir. Bu yüzden giderek kendi dünyasının içine hapsolup çevre ile bağlantısını kesebilir.

Dünyası tümüyle başkalaşan kişi, gerçeği değerlendirme yetisini yitirdiği ölçüde çevresi için de, kendi için de sorunlar yaratabilir. Zarar verici davranışlarda bulunabilir.

Bu durum nadiren atak şeklinde görülür ve atak tedavi edildiğinde iyileşir. Nadiren de kalıcı olabilir.

Bu tür bir akıl hastalığı (Psikoz) pek çok başka nedenle de ortaya çıkabilir.

Psikoz, MS’in doğal seyrinin bir parçası değildir. MS’de görülmesi çok nadir bir durumdur.

MS’de bunama da dahil olmak üzere başka tür akıl bozuklukları da oluşabilir.

MS’li olsun olmasın herhangi bir kişinin, kendisini, durumunu, çevresini, çevresinde olup biteni bilmesi, bunlar hakkında doğru ve yerinde kararlar almasını sağlayan aklı, geçici olarak bozulabilir. Zamanı bilemeyebilir. Nerede olduğunu bilemeyebilir. Çevresindekilerin kim olduğunu hatta kendisinin kim olduğunu bilemeyebilir. Bu duruma Deliryum ya da Konfüzyon adı verilir.

Bu durum aylarca devam eder ve kalıcı hale gelirse “Bunama” (Demans) olarak adlandırılır.

Geçici ya da kalıcı olsun, bu tür akıl ve hafıza bozuklukları, beyni yaygın olarak etkileyen herhangi bir başka hastalıkta gelişebileceği gibi MS’de de gelişebilir. Bunama genellikle çok uzun süren ve çok ağır hastalığı olan MS’lilerde gelişir.

Beyninde bir hastalık olan herkesin eninde sonunda bunayacağını düşünmek yanlış bir yargıdır. Bunamanın gelişebilmesi için beyinde bazı özel bölgelerin iki yanlı olarak bozulması gerektiğinden MS’lilerin çoğunluğunda ne bunama ne de başka bir akıl hastalığı gelişmez.

Unutkanlıktan yakınmayan kişi yoktur.

Unutkanlık, “Alzheimer hastalığı” (Bir bunama hastalığı) yaygın olarak tanınmaya başladığından beri pek çok kişinin korkulu rüyası olmuştur. Unutkanlık sadece erişkinlerin değil her yaştaki insanın temel sorunlarındandır. Bu yargıya hak vermek için, okul boşaldıktan sonra herhangi bir ilkokulun bir sınıfına girip unutulanlara bakmak yeterlidir. Eskilerin deyimiyle unutmak insan aklına özgü bir kusurdur. Bu nedenlerle her unutkanlık durumunu bunama olarak değerlendirmemek gerekir.

Unutkanlık pek çok etkenle artabilir.

Yaş artıkça unutma yakınmaları artacağı gibi, kişinin aklını kullanma çabaları artıkça da unutma artar. Çok fazla işle uğraşan, yoğun yaşayan kişilerde unutkanlıklar ciddi sorunlar oluşturacak kadar çok olabilir. Gözündeki gözlüğü arayan unutkan profesör tiplemelerinin yaratılmasının gerçekle bir bağlantısı vardır. Kafası bomboş kişilerin en ince ayrıntıları hatırlayışları onların daha akıllı ya da daha zeki oldukları anlamına gelmez. Ayrıca, kafası dolu olan unutur, boş olan hatırlar, gibi basit bir akıl yürütme de yeterince doğru bir yargı olmayacaktır.

Bellek diğer pek çok şeyden etkilendiği gibi duygusal durumdan da çok etkilenir. Depresyonda unutkanlık çok fazlalaşır. Gerginlik endişe gibi huzursuzluk durumları da unutkanlığı arttırır.

MS’lilerde de unutkanlık oluşabilir.

MS’lilerde de bütün bu söylenenlerle kastedilen gibi, hemen herkeste görülen boyutta unutkanlıklar olabileceği gibi, bunu aşan boyutta unutkanlıklar da oluşabilir. Bu belirtiler MS’i pek ağır olmayan kişilerde de oluşabilir. Bunu değerlendirmek için özel testler vardır.

Bellek sorunları varsa, bu durum MS’linin yaşamını zorlaştırabilir. Bu durumlarda akıl defteri kullanmak, unutulması istenmeyen şeyleri göze çarpacak yerlere yerleştirmek, hatırlamak için bazı uyarıcılar belirlemek gibi basit ama yararlı yöntemler geliştirilebilir. Bu konuda uzman olan psikiyatristlerce veya psikologlarca öğretilebilecek, geliştirici bir çok yöntem vardır.

Aklın bellek dışındaki özellikleri de etkilenebilir.

Bilindiği gibi bellek dışında aklı oluşturan pek çok başka yetenek ya da beceri vardır. Yargılama, değerlendirme, soyutlama v.b gibi. MS’lilerin bazılarında bu işlevlerde de sinsi etkilenmeler oluşabilir. Örneğin bu tür etkilenmelere bağlı olarak, başkalarıyla ilişkilerinde uygun zamanda uygun şekilde davranamama gibi fark edilmesi ya da açıklanması zor aksaklıklar yaşayabilirler.

Gündelik yaşam içinde pek fark edilemeyen bu türden aksamalar ayrıntılı testler ile saptanabilir. Bu yetersizliklerin varlığının saptanması gündelik yaşamdaki bazı olağan dışı davranışların ya da sıra dışı durumların nedeninin anlaşılmasını sağlar. Bunun anlaşılması, MS’linin dost ve yakınlarına, MS’li kişiye davranışı açısından yol gösterici olabilir.

MS’liler ısıdan etkilenirler ve çoğunlukla aşırı sıcakta kötüleşirler.

Hamam, kaplıca, sauna, güneş banyosu, aşırı egzersiz yapma, nezle grip ya da benzer bir enfeksiyon kapma gibi beden ısısını yükselten durumlarda bazı MS’liler kötüleşirler. Tersine soğukta özellikle kış aylarında kendisini daha kötü hissedenlerde vardır. Bu tür etkilenmelerin nedeni sinirsel iletimin ısıdan doğrudan etkilenmesidir.

Atak geçirildikten sonra, hastalanıp iyileşmiş olan bir sinirdeki iletim, bedenin iç etkenleri ile ya da yorgunluk, ısı değişimi gibi dış etkenler ile geçici olarak aksayabilir. Böylece bir kez hastalanan bölgede yeni plak oluşmadığı halde, zaman zaman eski belirtiler yinelenebilir ya da var olan belirtiler fazlalaşabilir. Bu durumun nedeni çoğu zaman ortaya konamaz.

MS’de gelip geçici bazı belirtiler oluşur.

Myelinini yitirmiş olan aksondaki ileti, bazen çevresinin sarmalanmamış olduğu bölgeden geçerken, boylamasına geçecekken, yolundan sapıp yanlamasına geçerek bir komşu sinire atlayabilir. Bu duruma “Efatik geçiş” adı verilir. Bu yüzden o işle ilgili olmayan bir sinirde yanlış bir uyarı iletilir. MS’de çok sık rastlanan gelip geçici ve tekrarlayıcı belirtilerin (Paroksismal belirtiler) en azından bazılarının bu mekanizma ile oluştuğu düşünülür.

MS’de rastlanan bulgular çok değişik olmakla birlikte bazıları daha sık görülür.

Sayılan bütün belirtiler bütün MS’lilerde ortaya çıkmaz. Bazı belirtilere diğerlerine göre daha sık rastlanmaktadır. Bazı belirtiler hastalığın başlangıcında daha sık oluşurken bazıları da yıllar geçtikten sonra ortaya çıkabilirler.

MS KUŞKUSU DUYMAK

MS olduğundan kuşkulanmak yararlı olabilir.

MS adının giderek daha çok duyulması benzer belirtileri olan kişilerin bu hastalığa yakalandığını düşünmelerine neden olmuştur.

Bunun yararlı olduğu durumlar vardır. Yıllardır yakınmalarının nedenin ne olduğunu kendisi de anlayamamış çevresi de anlayamamış, başvurduğu farklı uzmanlık alanları ile ilgili hekimlerce de anlaşılamamış bazı kişiler, ancak “Acaba bende MS mi var?” diye nöroloji doktorlarına başvurduklarında kendilerine tanı konulabilmiştir.

MS olduğundan kuşkulanmak zararlı da olabilir.

MS’den kuşkulanmanın yararından çok zararının olduğu durumlar da vardır. MS’de görülenlere benzer yakınmalardan birine ya da birkaçına sahip ama MS olmayan hatta fiziksel bir hastalığı olmayan bazı kişilerin MS oldukları kanısına kapıldıkları olmuştur. Özellikle yakınlarından birine MS tanısı konan kişilerin, her türlü belirtiye karşı aşırı hassaslaştıkları görülmektedir. Ömür boyu süren, bu “Yoksa bende mi hastalandım?” endişesi hastalığın kendisinden bile daha zor bir durum yaratır.

Hastalık hastası olan bazılarının ise tanısı zaten çok zor olan, doktorların çoğu zaman tanı koyamadıklarını itiraf ettikleri birbirinden farklı pek çok belirtiye neden olan MS’e yakalandıklarını zannetmeleri ve ısrarla bu fikre takılıp kalmaları, zor çözümlenen sonuçlara neden olmaktadır. Bu yüzden bütün hayatı alt üst olmuş olan kişiler vardır.

Beyinden kaynaklanan bütün belirtiler, çoğunlukla hasarı yaratan nedenden bağımsızdır.

Vücudun bir bölgesinden kaynaklanan bir belirti çoğu zaman o belirtiyi yaratan neden hakkında bir fikir verir. Örneğin parmağınız kanıyorsa oradaki bir damar kesilmiş demektir. Sarılık olmuşsanız karaciğerinizde viral bir hastalık ya da safra keseninizde taş vardır v.s.

Beyinden kaynaklanan belirtiler ise tersine, etkilenen beyin bölgesinin neresi olduğunu oldukça iyi gösterdikleri halde, ne nedenle oluştuklarını pek belli etmezler. Örneğin, konuşamaz hale gelmişseniz, açıkça belli olan, beynin konuşma merkezinin (lerinin) harap olduğudur. Bunu yapanın, ur mu, tümör mü, kanama mı, damar tıkanması mı, apse mi başka bir şey mi olduğunu anlamak pek kolay değildir. Bu nedenle beyinden kaynaklanan bir belirtiyi yorumlamak, vücudun diğer bölgelerinden kaynaklanan belirtileri yorumlamaktan farklıdır.

Bazı beyin bölgeleri, bazı nedenlerle, bazı hastalık ya da durumlar tarafından, özellikle hasara uğratılır. Bunları bilen beyin hekimleri, bu nedenlerle, bazı belirtilerle bazı hastalıklar arasında bağlantı kurarak hastalığı tahmin edebilirler. Başka yöntemler kullanarak da bu varsayımlarını araştırırlar.

MS’de de görülen cinsten bir belirtisi olan kişinin, MS olduğunu düşünmek doğru değildir.

Yukarıda anlatılan nedenlerle, söz edilen belirtilerin hiçbiri ne MS’e ne de bir başka hastalığa özgü değildir. Bu yüzden de bu belirtilere sahip olan kişilerin MS olduğuna hükmedilmemesi gerekir. MS tanısı uzman olan hekimler için bile zorken, amatörce bir hevesle böyle bir isimlendirme yapmaya kalkmak zararlı sonuçlar verebilir.

Benzer yakınmalara sahip biriyle karşılaşıldığında, o kişi için endişelenmek, övgüye değer bir davranıştır. Ancak onun MS olduğunu düşünmek ve bunu kendisine söylemek, MS olmaması ihtimalinde, o kişinin gereksiz yere endişelenmesine ve üzülmesine neden olabileceği için doğru olmayacaktır.

Böyle davranmak yerine bu belirtinin önemli olabileceğini söyleyerek bir uzmana yönlendirmek, yıkıcı olmak yerine yapıcı olmak anlamına gelecektir.

Bu ilke, benzer belirtileri kendi bedeninde hisseden kişi için de bire bir aynı olmalıdır.

MS olduğu akıldan geçebilir, ama emin olunamaz.

Herhangi bir kişi, kendisinin ya da bir başkasında MS olduğunu düşünüyorsa bir uzmana başvurmalıdır. Bunu yapmaya herkesin hakkı vardır. Uzmana güven duymadığında bir başka uzmana daha danışmaya da hakkı vardır.

Bunun için hastaneye yatrılmışsa, gerek yapılan incelemeler, gerek konulan tanı, gerekse de tedaviler için bir başka merkezden ya da uzmandan konsültasyon istemeye de hakkı vardır. Herkesin her konuda olduğu gibi MS konusunda da ikna olana kadar araştırmaya ve danışmaya hakkı vardır.

Uzman olmayanların MS tanısı koymaya hakkı yoktur.

Yukarıda da uzun uzadıya söz edildiği gibi belirtileri benzeterek kendi kendine ya da bir diğerine tanı koymaya kalkmak kişinin kendisine veya diğer kişiye yapacağı en büyük haksızlıktır. Sizin ya da bir başkasının MS olup olmadığına siz karara veremezsiniz. Bir MS’li, bir eczacı, bir hemşire olmak, konuyla çok yakından ilgilenmiş olmak ya da kendisi yada bir yakınının yaşadıkları ile konuda deneyim sahibi olmak, tanı koymak için asla yeterli değildir. Tanı koymak ve tedavi etmek hekimin sorumluluğundadır. Bu bir hak değil sorumluluktur. Aksi davranışlar sorumsuzluktur. İyi niyetle de yapılsalar tehlikelidir.

MS olduğu kuşkusu ile yaşamak kişinin kendi kendisine yapacağı bir haksızlıktır.

Unutulmaması gereken en önemli nokta, yaşamın, endişelenerek harcanamayacak kadar değerli ve sanıldığından daha kısa olduğudur.

Ya MS’dir. Ya da MS değildir. Bunun kuşkusu ile yaşanmaz. Yaşanırsa onun adı yaşamak olmaz.

TANI

MS tanısı koyduracak özgün bir test yoktur.

MS tanısını kesin olarak koyduracak özgün bir test olmadığından, ilgili konuda uzmanlaşmış hekimlerin, hastalığın oluşum hikayesini anlaması, hastayı muayene etmesi, bazı incelemeler yapması ve bazen hastalığın seyrini de izlemesini içerecek şekilde, bir bütünü değerlendirmesi ile tanı konulmaktadır.

Bunu gerçekleştirmek söylendiği kadar kolay olmadığından hekimlerin yararlanması için bazı tanı yöntemleri (Tanı kriterleri) geliştirilmiştir. 1983 yılından beri yaygın olarak kullanılan “Poser” kriterlerinin yerine 2000 yılında toplanan bu konunun uzmanı olanlardan oluşan uluslara arası bir kurul tarafından, tanı için standart bir yaklaşım şekli önerilmiştir. Bunlar “Mc Donald” kriterleri adıyla bütün dünyada kullanılmaya başlanmıştır.

İlk atak sırasında MS tanısı konulması zordur.

Kesin tanı koyduracak bir yöntem olmadığından ve MS yinelenen bir durum olduğundan tanı için en azından ikinci atağın gelişmesini beklemek gerekmektedir. Bu da hastalığın gidişini etkilediği düşünülen ilaçların kullanımının gecikmesine neden olmaktadır. Bu sebeple birinci atak sırasında kesin tanı konulmasını sağlamaya yönelik girişimler varsa da tanıda kesinlik sağlayacak bir yöntem geliştirilene kadar, ilk atakta tanı konulması çabaları, MS olmayanlara da MS denmesi olasılığı açısından sakıncalı bulunmaktadır.

Başlangıçta MS tanısı koymak olası değilse, hekim kişiyi izlemeye alarak tanıyı ertelemek zorundadır.

Söz edilen nedenlerle ilk atak sırasında tanı konulamaması olağandır. Ataklarda bir yineleme söz konusu olabilir. Ataklarla seyretmeyen, tersine sinsi ve ilerleyici bir seyir gösteren durumlarda başlangıçta tanı koymak daha da zordur.

Tanı koymak için çok inceleme yapılması hastanın vücudunda deney yapıldığı anlamına gelmez.

Bazı kişiler, kendilerine çok sayıda inceleme yapıldığında bir deneyin parçası olduklarını ya da bir çalışmada kobay olarak kullanıldıklarını düşünmektedirler. Bu düşünceleri nedeniyle de incelemelerden yakınmaktadırlar.

Bu yanılgının nedeni incelemelerden çoğunlukla test diye söz ediliyor olması olabilir. “Test” lafı yüzünden deneme yapılıyor yargısı oluşabilir. (Bilimsel deneme ve çalışmalar ile ilgili bir bilgi notu, “Hasta Hakları” bölümünde anlatılmaktadır.)

Tanı koymak için çok inceleme yapılması, yapılanda da yaptıranda da yılgınlık yaratmaktadır.

Bir diğer yakınma nedeni, incelemelerin çokluğunun yarattığı yılgınlık ve onları yaptırmak için harcanan çabaların yarattığı maddi ve manevi yüktür. Sosyal güvence yetersizliklerinin yanı sıra, düzensiz şehirleşmeden kötü iletişime varana dek bir çok faktör, incelemeler sırasında kişiye ilave yükler oluşturmaktadır. Bu da zaten rahatsızlıkları yüzünden gergin olan kişinin sorunlarını arttırmaktadır.

Ancak MS tanısı çoğu zaman güçtür. Ayırt ettirici pek çok inceleme yapılmasını gerektirebilir.

Dünyanın en iyi merkezlerinde bile bazen kişinin MS’li olduğunun anlaşılamadığı ya da başka hastalıklara MS tanısı konulabildiği bir gerçektir.

MS tanısı koymak için yaralanılan bazı inceleme yöntemleri vardır.

Manyetik Rezonans İncelemeleri (MRI), Beyin Omurilik Sıvısı incelemeleri (BOS) ve Uyarılmış Potansiyeller gibi bazı yöntemlerle yapılan değerlendirmelerden MS tanısı koymakta yararlanılmaktadır.

Manyetik Rezonans İnceleme (MRI)MS tanısında sık başvurulan bir yöntemdir.

Manyetik Rezonans (MR), adının baş harflerinin Türkçe okunuşu ile “Em ar” diye bilinen bir inceleme yöntemidir. MR, son 20 yılın görüntüleme teknolojisine kazandırdığı, tıbbi açıdan bilinen pek çok şeyin değişmesine, bilinmeyenin keşfine neden olan ve gelişimi halen süren olağanüstü bir tekniktir. MR sayesinde beyne ait bir çok giz açıklığa kavuşmuştur.

Manyetik Rezonans (MR) incelemesi sırasında vücuda röntgen ışını (şua) uygulanmaz.

MR tekniğinde daha önceki görüntüleme tekniklerindeki gibi vücuda röntgen ışını yollayarak resim oluşturulmaz. Tersine vücuda dışarıdan herhangi bir madde sokulmaz. Bu yüzden röntgen ışınlarının taşıdığı sakıncaları da taşımaz.

Damardan verilen, “Boya” ya da “Kontrast Madde” diye anılan bazı maddeler ilave yöntemlerdir. Bunlar Tomografide de MR da da kullanılır. Dışardan verilen madde diye söz edilenle kasdedilen bunlar değil, yöntemin kendisidir.

Manyetik Rezonans (MR) incelemesi mıknatıs tekniği ile yapılır.

MR incelemesi için önce, bedenin hemen her yerinde bulunan bazı maddelerin, örneğin hidrojen iyonlarının, olağan olarak farklı yönelimlerdeki duruşları değiştirilir. Olağanüstü güçlü bir mıknatıs yardımıyla çekilerek tek bir yöneltiye çevrilir ve sonrasında serbest bırakılır. Zorla yaratılan bu sıra dışı değişiklik sonrasında eski dağınık ama olağan konumlarına dönmeye çalışan iyonların, ortama saldığı enerjiler saptanır. Bundan elde edilen bilgiler çok gelişkin bir bilgisayar sistemi sayesinde sanal görüntülere dönüştürülür.

Tekniğin temeli, su ve diğer dokularda farklı oranlarda bulunan iyonun (Örneğin hidrojenin) durumuna ve yoğunluğuna dayanarak vücudun iç bölgelerinin görüntülerini elde etmektir.

Oluşturulan görüntü sanal olmakla birlikte gerçeğinden bile daha iyidir. Aslında canlı bedenin içine girip bakmak olası olsaydı bile, kanın, suyun, dokunun v.b iç içe geçmiş yapısı, çıplak gözle MR’ın gösterdiği kadar iyi görülemezdi.

MR İncelemesi sırasında vücut bir zarar görmez.

Bu yöntemin, uygulanan çok büyük mıknatıssal çekimin, doku içinde iyonların pozisyonlarının değiştirilmesinin v.b insan bedeni üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi saptanmamıştır.

MR İncelemesi sırasında bazı zararlar oluşabilir.

Bedenine daha önce yapay metal parçalar yerleştirilmiş olanlar, mıknatıs gücüyle bunların yerlerinden oynamaları olası olduğundan MR yaptıramazlar. Gerçi MR tekniği geliştikten sonraki yıllarda uygulanan bütün yapay vücut eklentilerinin (Protez) niteliği değiştirilmiş, doğrudan metal içermeyen şekle dönüştürülmüşlerdir.

Kalp pili takılmış olanların, mıknatısın gücüyle pil etkilenebileceğinden, MR incelemesi yaptırması kesinlikle yasaktır.

Ayrıca kredi kartları ve elektronik saatler gibi mıknatıs gücünden etkilenebilecek bütün gereçlerin, MR aletinin (Mıknatısın) bulunduğu ortama sokulmaması önerilir.

Bazı kişiler MR incelemesi sırasında rahatsız olabilirler.

MR incelemesi sırasında çalışan araçlar çok gürültülüdür. Bunu engellemek için inceleme sırasında kulaklık kullanmak ya da müzik dinlemek bir yöntem olarak kullanılabilir. Ancak bu günkü teknoloji ile gürültüden tümüyle kurtulmak mümkün olamamaktadır.

MR İncelemesi, içine bedenin rahatça girebileceği genişlikteki tünel şeklindeki bir yapının içine kişinin sırtüstü yatırılması ile yapılmaktadır. Üstü kapalı bir yerde yatmak bazı insanlarda boğuntu hissine neden olmaktadır. Kapalı yer korkusu denilen bir rahatsızlığı olan kişilerce bu his daha yoğun olarak yaşandığından incelemeyi yapmak mümkün olmayabilir. Bu sorunu çözmek amacıyla geliştirilmiş olan “Açık MR” aletleri ise aynı teknik yeterlilikte sonuç vermese de gerekli ise kullanılabilir.

MRI sırasında hareket etmemek gerekir ama hareket edilmesi kişiye bir zarar vermez.

MR İnceleme süresi ortalama olarak yarım saat kadardır. İncelemenin niteliğine göre daha kısa yada daha uzun sürebilir. Bu süreyi olabildiği kadar hareketsiz geçirmek görüntünün kalitesinin bozulmaması için gereklidir. Hareket edildiğinde bazı incelemelerin tekrar edilmesi gerekebilir. Hareket etmekten dolayı kişi bedensel bir zarar görmez.

MR incelemesi ile MS hakkında bilgi edinilir.

Manyetik Rezonans ile yapılan incelemelerde MS’lilerin % 90’ında beynin ak maddesinde birden çok sayıda plak saptanır. Beyin sapı, beyincik ve omurilikte de plaklar saptanabilir. Varolan plakları görmek açısından MRI, MS tanısı için olmazsa olmaz duruma gelmiştir

Yeni oluşan MS plakları, MR’da kontrast madde ile boyanırlar. MR’da plakların görünümü MS için oldukça tipik kabul edilirse de aslında çok özgün değildir. MS plağı olmayan başka bozukluklar da benzer görünümü yaratabilir. Özellikle küçük damarların yaygın olarak hastalanması gibi, pek çok değişik nedenle oluşabilecek damar tıkanmaları, plak görünümünü taklit edebilir. Damar hastalığı olmadan da MS görünümü ile karışabilecek bazı durumlar vardır. Nadiren tek ve çok büyük bir MS plağı, etrafındaki dokularda bası ve hasar yaratarak sanki bir tümörmüş gibi de görünebilir. Bu ve başka nedenlerle, MR’a bakıp “Burada plaklar var öyleyse bu bir MS’dir” şeklinde yorum yapmak olası değildir.

MR incelemesi tanı koymak dışında MS’in seyrini izlemek için de kullanılabilir.

MR’dan, MS plaklarının var olup olmadığını anlamak dışında, başka nedenlerle de yararlanılmaktadır.

Normal koşullarda kan içinde bulunan pek çok maddenin beyin dokusu içersine ulaşması mümkün değildir. Şeker ve oksijen başta olmak üzere ancak bazı maddeler, seçici olarak kandan beyne ulaşabilir. Bu nedenle damar içine verilen özel bir boya maddesinin beyne geçmesi normal koşullarda olası değildir. “Kan beyin bariyeri” adı ile anılan bir savunma düzeneği ile bu geçiş engellenmiştir. Menenjit ve başka bazı hastalık durumlarında bu bariyer yıkılır ve geçiş serbestleşir. Yeni MS plakların, kan yoluyla kontrast madde denilen özel kimyasal maddeler verildiğinde daha parlak görülmesi (boyanması), kandan beyne serbest madde geçişi ancak bu dönemde olası olduğu için, hastalığın alevlendiğini (Atak) gösterir.

Eski plakların bazıları zamanla tümüyle yok olurlarken, bazılarının MR’ında “Kara delik” adı verilen özel bir görünüme dönüştüğü anlaşılmıştır. Kara deliklerin miktarına bakarak hastalığın oluşabilecek ağırlığını tahmin etme girişimleri vardır.

Oluşum mekanizmaları bölümünde daha ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere beyinde plak dışı bazı olumsuz gelişmelerin izlenmesinin de sonuç öngörüsüne katkısı olabilir.

Bazı pahalı tedavilerin başlanmasına ve sürdürülmesine karar verirken MR’daki gelişmelere bakılması, bu tedavilerin parasını ödeyen kurumların belirlediği yasal bir zorunluluktur.

Bu ve benzeri nedenlerle MR incelemeleri tekrarlanabilir.

MR İncelemelerinin bazıları gereksiz yere yapılmaktadır.

Kamu kuruluşlarında az sayıdaki MR aleti vardır. Bu yüzden aylar sonraya gün verilmektedir. İyi bir planlama yapılmamış olmasından olsa gerek, özellikle İstanbul’da gereğinden çok özel MR merkezi vardır. MR, teknolojisi gereği oldukça pahalı bir incelemedir. Bu konuya yatırım yapanların daha kısa sürede daha çok para kazanmak istemesi de olağandır. Bu amaç, daha çok inceleme yapılmasını kışkırtma boyutlarına ulaşabilmektedir. Gereksiz yere artan inceleme sayısı bazılarının çıkarları ile uyuşmaktadır.

Kişilerin, ağrılar başta olmak üzere bir çok yakınmada, hekimlerini MR çekilmesi konusunda teşvik etmeleri hatta zorlamaları da sorunun bir diğer boyutudur.

Bir çok hastalık da, bel suyunun, incelenmesi gerekir.

Bel suyunun, daha doğru bir isimlendirme ile “Beyin Omurilik Sıvısı”nın (BOS) incelemesinin, kan tahlilinden ilkesel anlamda hiçbir farkı yoktur. Damar duvarı bir iğne ile delinip, içindeki kanın küçük bir bölümü inceleme için örnek olarak alınarak, bedenin işleyişindeki bir çok aksama nasıl saptanıyorsa, bel bölgesinden, omurilik kanalı içerisinden bir miktar BOS örneği alarak da aynı şekilde beyin ve omuriliğe ait bir çok sorun hakkında fikir edinilebilir.

BOS incelemesi beyin ve omurilikte olup bitenler hakkında fikir verir.

Beyin omurilik sıvısı (BOS), beyin ve omuriliği çevreleyen zarların arasında bulunur. Her gün sürekli olarak yapılıp kendine özgü yatağında dolanır. Bir yandan kandan alınan sıcı ve maddelerle özel bazı yapılar içersinde yapılıp yatağına bırakılırken bir yandan da dolaşımını tamamlamış olan kısmı emilerek ortamdan uzaklaştırılır. Aslen kandan yapılıyorsa da hücre içeriği olarak kandan daha fakir olan bir sıvıdır. Başka görevleri varsa da temel görevi beyin ve omuriliği yumuşak bir ortamda tutarak kemiklerin ezici etkisinden korumaktır.

Sürekli olarak yeniden yapılıp, zarların içinde boydan boya devamlı olarak aktığı için, bel bölgesinden alınan bir miktar BOS örneğinin, hem beyin hem de omurilik içinde olup bitenler hakkında bilgi verici özelliği vardır.

BOS (Beyin Omurilik Sıvısı) incelemesi MS tanısında yararlıdır.

MS’de beyin ve omurilik sisteminin içersinde, aslen kan kökenli olan birden çok plazma hücre kümesi ortaya çıkarak savunma maddeleri (Antikor) üretmeye başlar. Elektroforez denilen bir yöntemle bu antikorlar “Oligoklonal IgG bandı” (OB) şeklinde saptanırlar. MS’de aynı nedenlerle BOS’da gamma globülinlerde (IgG) artış da saptanır.

Kesin olarak MS tanısı konulanların % 90’ ından fazlasında BOS’ta (OB) vardır. IgG artışı da buna yakın oranlarda saptanır.

MS’de saptanan BOS bulguları da özgün değildir.

BOS’da saptanan ve MS doğrulayıcısı kabul edilen bu bulgular (IgG artışı ve OB oluşumu), MS’e özgü olmayan ama olağan durumlarda da bulunmayan bulgulardır. Enfeksiyon ya da inflamasyon gösteren yani iltihap hücrelerinin işe karıştığı bir çok hastalıkta hatta inflamasyonlu olmayan nörolojik hastalıklarda da nadiren pozitif bulunabileceğinden, bulgular yorumlanırken klinik bulgular ile uygunluk dikkate alınmalıdır.

BOS’dan elde edilen negatif sonuçlar, kesin olarak MS olmadığı anlamına gelmez.

Bu nedenlerle “Bel suyu incelemesinde MS çıktı” veya “Bel suyu incelemesi ile MS olmadığı anlaşıldı” şeklindeki yorumlar abartılıdır. Beyin omurilik sıvısı incelemesi, MS kanısını destekler ya da desteklemez. Ama kesin olarak belirleyemez.

Bel suyu ( BOS) alınması ürkütücüdür.

“Belsuyu incelemesi” adı ile bilinen bu yöntemden çok korkulmaktadır. Bu yaygın korkunun bir çok nedeni vardır.

“Bel suyu” adlandırması yanlıştır.

Belden iğne yardımıyla bir sıvı alındığı için ortaya çıkmış olması muhtemel olan “Bel Suyu” ismi gereksiz çağrışımlar yaratmaktadır. “Bel” ve “Belsuyu” gündelik dilde cinsellikle ilgili isimlendirmelerdir. Meniye bel suyu denilmesi gibi yanlış isimlendirmeler söz konusu olabilir.

Bu isimler cinsel güç ile bel bölgesinin bir ilişkisi olduğu kanısından gelme olmalıdır. Oysa cinselliğin temelini oluşturan psikolojik etmenler de, fiziksel düzenlemeler de, tümüyle beyinde oluşturulmakta ve uygulayıcı organlara aktarılmaktadır. Omurilikteki bazı yollar bu aktarımdan sorumludur. Bu iletim yolları bel bölgesinden de geçer ama bel suyu alımı omurilikle alakalı değildir. (Kanımca, bel suyu incelemesi ile cinsel gücü ilişkilendirmek, bir dereden su aldınız diye bu derenin yanı başında uzanan karayolundan geçen otomobilin etkileneceğini varsaymak gibi bir durumdur.)

MS’de oluşabilen omurilik hasarı, cinsel gücü olumsuz etkileyebilir Bu gerçek, bel suyu incelemesinden tamamen ayrı bir konudur.

Bel suyu incelemesi yapılması tehlikeli değildir.

Bel bölgesi örnek almak için idealdir. İğnenin sokulduğu düzeyde omurilik bitmiştir. Omuriliğin çevresini saran zarlar bitmemiş, biraz aşağı doğru sarkıp torbalanmış olduklarından içleri bu sıvı ile dolu bir keseye dönüşmüştür. Bu bölgeye sokulan bir iğne aracılığı ile sıvı alınırken, omurilik söz konusu bölgede zaten bulunmadığından, herhangi bir zarar görmesi ihtimali de yoktur.

Bu kesenin içinde bedenin belden aşağısına giden sinirler, omurilikte olduğu gibi bir demet halinde sımsıkı yan yana bulunmazlar. Serbestçe, aralarında su ile dolu boşluklar olan gevşek bir düzenekle yer alırlar. Buraya sokulan içi kanal şeklindeki bir iğne aracılığıyla bu liflerin arasından sıvı rahatça alınabilir. Bazen iğnenin ucu bir sinire değerse, ayağa yansıyan bir acı duyulur. Hekim bu durumda iğnenin yerini biraz değiştirerek bu rahatsızlık verici algılamayı engelleyebilir.

“Bel suyu alınmış felç olmuş” şeklindeki yaygın söyleminin nedeni belki de korkudur.

Önceki bölümde anlatılan anatomik yapı yüzünden beline iğne sokuldu diye kişi felç olamaz. Ancak “Ateş olmadan duman çıkmazmış” değerlendirmesi ile bel suyu alındıktan sonra felç olan birilerinin var olabileceği varsayımı da gözden geçirilmelidir.

BOS incelemesi kan tahlili gibi sık olarak ve olağan bir gözden geçirme merakıyla yapılan bir inceleme değildir. BOS incelemesi, beyninden veya omuriliğinden rahatsız olan kişilerde yapılır. Çoğunlukla da incelenen kişide oldukça önemli ve ağır bir hastalık bulunur. Bu hastalıkların bazılarına tanı konulamayabilir. Bazıları ise tedavi edilemeyebilir. Bu yüzden araştırmaya başlandığında görece olarak daha iyi olan bir kişi, zamanla kötüleşebilir. Beyin ve omurilik hastalıklarının çoğunun felç nedeni olduğu hatırlanırsa bir insanda BOS incelemesi yapıldıktan sonra, hastalığının ilerlemesi ile felç gelişmiş olabilir. Bu nadir ve tümüyle ilişkisiz durum, bir neden sonuç ilişkisi kurmaya yatkın insan aklınca “Bel suyu alındı felç oldu” diye değerlendirilip yayılabilir.

Ateşin dumanı bu olmalıdır. Yoksa nörologlar meslek yaşamları boyunca pek çok kez inceleme için BOS örneği alır. Hiç kimse felç olmaz. Bu kişilerin hiçbirisi de doğal olarak “Benim bel suyum alındı ama felç olmadım” diye kimseye bir açıklama yapıp, bu durumu yaymaz.

Ama ne zaman BOS incelemesi yapmak gerekse hastanın içine bir korku düşer, hekimin önünde bir direnç duvarı yükselir. O yüzden bu kör söylencenin önünü kesmek gereklidir.

BOS alımı ağrılı bir işlemdir. Bu yüzden korkmak olağandır.

BOS incelemesi sırasında, kan örneği alınırken kullanılandan daha büyük ve daha kalın bir iğne kullanmak gerekmektedir. Çünkü damarlar deriye daha yakındır, damar duvarları da incedir. Oysa omurilik kesesi daha derindedir ve daha kalındır. İğne korkusu olanların bu büyük iğneden ürkmeleri doğaldır. Ancak inceleme gerekli ise, kişi, sonuçta çekeceği ağrının bir iğne deliği ağrısı olacağını, zamanla kendiliğinden geçeceğini, isterse bunu önlemek veya geçirmek için ağrı kesici ilaç alabileceğini bilmelidir.

Korkunun her türlü ağrıyı arttırdığı, bilginin ise azalttığı hatırlanmalıdır.

BOS alındıktan sonra baş ağrısı olabilir.

MS’de inceleme için en fazla 10 mililitre sıvı alınır. Çoğu zaman sadece 1-2 mililitre alnır. Dolaşan BOS’un toplam miktarı ise 150 mililitredir. Üstelik BOS bir saat içinde tümüyle değiştirilip yeniden yapılmaktadır. Bu nedenle alınan miktar önemsizdir. Ancak iğnenin oluşturduğu kanal yüzünden BOS kendi kanalının dışına sızarak azalabilir. BOS’un miktarının azalması baş ağrısı yaratır. Bunu engellemek için işlem sonrasında hemen ayağa kalkılmamalıdır. Bir süre yüzükoyun yatmanın yararı olabilir. Sonrasında birkaç saati yatakta geçirmek yararlı olur. Hemen ayağa kalkmak ve günü yürüyerek, dolaşarak tamamlamak BOS sızıntısına ve buna bağlı olarak baş ağrısına neden olur. Baş ağrısı oluşmuşsa basit ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ancak tansiyon düşmesine neden olan Novalgin gibi ilaçlar bu durumda BOS yapımını da azaltarak ağrıyı arttırabilirler. En doğru tedavi bol miktarda sıvı almaktır. Ağızdan yeterince içilmezse, damar yoluyla sıvı takviyesinin Kan dan daha çok BOS yapımını artırarak yararı olur. BOS alındıktan sonra bel ağrısı olabilir.

İşlem sonrasında belde iğnenin yarattığı bir ağrı hissedilebilir. Bu abartılacak şiddette bir ağrı değildir. Kendiliğinden geçer. Ağrıya dayanıklılığı olmayanlarda ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. BOS alındıktan aylar yıllar sonra olan bel ağrılarını bile buna bağlayanlar, yapılan işlemin niteliğini bilmedikleri için hala endişe olan kişilerdir.

Bilgi hem önler hem de iyileştirir.

MS tanısında “Uyarılmış Potansiyel İncelemeleri” de kullanılır.

Görsel ve işitsel uyarılar vererek ya da bedenden duyusal uyarılar verilerek yapılan “Uyarılmış”, “Uyartılmış” ya da daha doğru bir söyleyişle “Uyandırılmış” yanıtların kafatasının üzerinden kaydedilmesine dayalı yöntemlerle (Evoked Potentials), duyu yollardaki belirti vermeyen etkilenmeler saptanabilir. Bu yöntemler basittir ve kişiye zarar verici bir özellikleri yoktur. Fiyatlarının ülkemizde ucuz olmayışı ve her yerde yapılmıyor oluşlarına rağmen, giderek daha çok uygulanmaktadır.

Görsel Uyarılmış Potansiyel (VEP; Visual Evoked Potentials)

MS’de en sık kullanılan uyarılmış potansiyeldir. İncelenecek kişi saniyede iki kez yer değiştiren siyah beyaz karelerden oluşan satranç tahtası şeklindeki bir ekranı izler. Bu görünüm 50 milisaniyede beynin görme ile ilgili bölümüme iletilirse de kafatasından kayıt almak için bir 50 saniyenin daha geçmesi gerekir. Böylece 100. Milisaniyede kafa derisi üzerinden yapılan kayıtlarda oluşan dalga şekli değerlendirilir.

Ortamın ve kişinin ısısı, solunumun aşırı hızlı oluşu ve buna bağlı olarak kanın asidite derecesi, kandaki kalsiyum ve potasyum gibi bazı iyonların miktarı, bu iyonların miktarını değiştiren bazı ilaçların kullanılıyor olması gibi etkenler iletim hızını etkiler.

Kesin MS olanların %85’inde ileti yavaşlaması saptanıyor olmasına rağmen bu bulgu da MS’e özgü değildir. Görme sinirinin herhangi bir başka nedenle hasara uğraması durumunda da benzer bulgular oluşabilir.

Beyinsapı Uyarılmış Potansiyeller (BAEP; Brainstem Auditory Evoked Potentials)

Bu inceleme için bir kulağa 100 milisaniye süreli bir ses verilir. Bu ses, işitme siniri, beyin sapı ve beynin derinindeki bazı yapılar yoluyla beyin kabuğuna iletilir. Beyin kabuğunun ilgili bölgesinde oluşan uyaran dalgası, kafa derisi üzerinden kaydedilir. İletinin geçtiği temel yapılar ayrı ayrı dalgalar oluşturduğundan her bir bölgenin ayrı ayrı değerlendirilmesini mümkün kılan bir incelemedir. Birinci dalga kulağa ait olduğundan MS’de normal bulunmalıdır. Özellikle ikinci ve üçüncü dalgalar beyin sapı bölgesini gösterdiği için, bu bölgedeki MR’da görünmeyen MS plaklarını saptamakta yararlı olabilir.

BAEP, kesin MS tanısı alanların %70 kadarında bozuk bulunur. MS dışı nedenlerle bozuk olma olasılığı da vardır.

Duyusal Uyarılmış Potansiyeller (SEP; Somatosensory Evoked Potantials)

Duyusal bir uyaran oluşturmak için genellikle ayakta diz bölgesine, kolda ise bilek bölgesine çok kısa bir elektrik uyaran verilir. Uyaranın, gövdeye ulaştığı bölgelerden, omurların üzerinden ve kafa derisi üzerinden yarattığı dalgalar kaydedilir. Bu dalgaların özelliklerine bakılarak omurilikteki bazı duyu iletim yollarının yanı sıra beynin içindeki iletim de değerlendirilir. Özellikle Birincil İlerleyici tip MS’de ayaklardan yapılan SEP incelemesi yüksek oranda bozuk bulunur.

Bozukluklar MS dışı nedenlerle de oluşabilir. MS’de %75-80 oranında bozuk bulunur.

MS’de “Multimodal Uyarılmış Potansiyel İncelemeleri” de yapılır.

VEP, BAEP ve SEP incelemelerinin birlikte yapılması böyle isimlendirilir. MS’de her üç incelemede de bozukluklar bulunabilir. Bu üç incelemenin beraber yapılması şüpheli MS’de gereklidir oysa MS kesinse gerekli değildir.

Motor Uyarılmış Potansiyeller (MEP; Motor Evoked Potantials)

Beyin sinir hücrelerinden temel görevi hareket emrini vermek olanlar, güçlü mıknatıslar aracılığı ile kafa derisi üzerinden uyarılır. Oluşan uyarının iletimi sonrasında, kol ya da bacaktan kayıt yapılır. Bacak kayıtları daha iyi sonuç vermektedir.

Bu inceleme diğer üç uyarılmış potansiyelden farklıdır. İletim yolu diğerlerinin tersine beyinden bedene şeklindedir. Teknik açıdan daha zor olduğundan daha geç geliştirilmiştir. Kullanılmaya başlanması daha yenidir. Bu günün koşullarında tanı amaçlı sıradan bir inceleme olmaktan çok bilimsel araştırma amacıyla kullanılmaktadır.

MS dışında hareket ile ilgili beyin hücrelerini ve yolarını bozan bazı hastalıklarda da bozuk bulunabilir.

MS tanısı “Uyarılmış Potansiyel İncelemeleri”ne dayanarak konmaz.

Uyarılmış Potansiyel İncelemeleri MS için özgün veriler sunmadıklarından elde edilen sonuçlar tanı koydurucu değil tanıyı destekleyicidir.

MR konusunda söz edilen gerekçeye benzer gerekçelerle uyarılmış potansiyel incelemelerinin de gereksiz yere yinelenmeleri söz konusu olabilmektedir.

MS BENZERİ HASTALIKLAR

Akut Dissemine Ensefalomyelit (ADEM), MS’le kolaylıkla karıştırılabilir.

ADEM, bir aşı yapıldıktan ya da grip benzeri bir hastalık geçirildikten birkaç gün ya da hafta sonra oluşur. Vücudun, canlısı ya da ölüsü ile karşılaşmış olduğu bu enfeksiyon etkenine karşı beyin ve omurilikte geliştirdiği bir çeşit aşırı reaksiyon ile oluşan bir durumdur.

ADEM’in MS gibi bir “Otoimmun Hastalık” olduğu düşünülür. İlk MS atağının ADEM’den ayırt edilmesi zordur. ADEM tanısı konanların ¼’ üne sonradan MS tanısı konmuş olması bu zorluğu ifade etmektedir. Ancak hatırlanması gereken ADEM’in MS gibi tekrarlayıcı özelliği olmayan, bir seferlik bir hastalık olduğudur.

MS’le karışabilen “Beyin Damar Hastalıkları”, herkesi tehdit eden çok büyük bir beladır.

“Beyin Damar Hastalıkları” çoğunlukla ileri yaşlarda ortaya çıkarsa da damarlar çocuklukta bozulmaya başlar. Beyne kan götüren büyük damarların hastalanması uzun bir zaman sürecinde oluşursa da belirti vermesi çok ani olmaktadır. Tıpkı dolan bir fıçının tek bir damla ile taşması gibi araya giren bir etken, yeterince bozulmuş olan damarın yırtılmasına (Beyin kanaması yaratır) ya da tümüyle tıkanmasına (Beyin Enfarktüsü yaratır) neden olur. Her iki durumda da ağır bedensel kayıplar gelişir, hatta çok ağır durumlar ölümle sonuçlanabilir. Beynin damar hastalıklarına oldukça sık rastlanmaktadır.

Beyin damarlarına zarar veren etkenlerden kaçınmak olasıdır.

Tedavisi ihmal edilmiş tansiyon ve şeker hastalığı da damarlarda zamanla artan, geri dönüşümsüz bozulmaların nedenidir. Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanmak, kan yağlarının miktarının artmış olması, hareketsiz yaşamak gibi bir çok etken damar için benzer şekilde zararlıdır. Bu zararlı etkenlerin birden fazlası söz konusu olduğunda zarar, kat be kat artmakta, fıçı daha kolay dolmaktadır. Bunlar herkesin dikkat etmesi, üstelikte hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra değil, öncesinden dikkat etmesi gereken özelliklerdir.

Beyin damarlarına en çok sigara zarar verir.

Beyin damarlarına en çok zarar veren sigaradır. Bir soba borusunun isle tıkanması gibi, sigara, uzun dönemde aşama aşama damarı bozar. Bırakıldığında ise uzun dönemde aşama aşama temizlenme sağlanır. Bu yüzden ne kadar zarar verildiğine bakılmaksızın, sigara hemen bırakılmalıdır. Ne kadar erken bırakılırsa dönülecek yol o kadar kısalacaktır. Ayrıca fıçının ne zaman dolacağı belli değildir. Dolmasını beklemek hata olur. Geri dönüşülemeyen nokta beklenmemelidir. Yarın için yapılan hesaplar tutmayabilir. Elimizde olan, hükmümüzün geçtiği gün, bugündür. İçenler, sigarayı bugün bırakmalıdır.

Damarları korumaya çocukluktan başlamak gerekir.

Damarlardaki bozulma çocukluktan başlamakta, ve yaşla beraber artmakta, ileri yaşta ise niha-i sonucu yaratmaktadır. Nadiren de gencecik yaşta sorun patlak vermektedir. (Yirmi yaşında kalp krizi geçirip ölmüş diye duyduğunuz hikayeleri hatırlayın)

Çocuk eğitiminin en önemli bölümünü, yaşama sanatı denilebilecek temel özelliklerin kazandırılmasına harcamak gerekir. Çocuklar, büyüklerine öykünerek öğrendikleri için, onları söyleyerek değil örnek olarak eğitmek gerekir. Bu yüzden, doğru beslenme, sigara ve benzeri zehirlerden uzak durma, hareketli yaşama, spor yapma gibi en temel konularda çocuklarımıza doğru alışkanlıklar kazandırarak beyin damarlarını ve tabii ki kalp dahil bütün vücudun damarlarını, yıkıcı zararlardan korumak gerekir.

İnsanlara en büyük zarar damarlarından gelir.

Ülkemizde trafik kazaları, gelişmiş ülkelerde kanser, gelişmemişler de ise açlık en çok insan öldüren nedendir. Hemen her tür ülkenin, en çok adam öldüren ortak nedeni ise damar hastalıklarıdır. İnsanlar, ya beyin damarlarının hastalığı yüzünden, felç benzeri bir beyin hasarı ile ya da kalp damarlarının hastalığı yüzünden, enfarktüs ile ölmektedir. Özürlü kalanlar da cabası. Bu nedenle damar sağlığı konusuna önem vermek, söz edilen damar bozucu etkenleri yok etmek, herkesin kendi bedenine ve soyu sürdürecek olan minik bedenlere karşı ortak sorumluluğudur.

Beynin büyük damarlarının hastalığı MS’le karışmaz.

Beynin damarları beyne girmeden ya da girdikten hemen sonraki bölümlerinde hasara uğrarsa, bu yüzden kan alamayan beyin bölgesi çok geniş bir alan şeklinde olacağından belirtiler çok ağır olacaktır. Bu durum çoğunlukla bir anda oluşur. Bu çok ani başlangıçlı çok büyük hasar yüzünden durum MS’e benzemez. BT ya da MR ile elde edilen görüntü de tümüyle farklıdır. Bu ve benzer nedenlerle beynin büyük damarlarının hastalıkları MS’le karışmaz.

Beynin küçük damarlarının hastalığı MS’le karışır.

Beynin damarları beyne girdiklerinde ağacın gövdesi gibi kalınken, beynin içinde ilerlerken bir ağacın dalları gibi, dallandıkça incelirler. En uçta bulunan bu ince damarların kan götürdüğü beyin bölgeleri küçücük alanlar halindedir. Bu uç damarlar hastalandığında tahrip olan minik beyin bölümlerinin görünümleri MS plaklarına benzer. Bir damar tek başına hastalanmadığı bir çoğu beraber hastalandığı için, oluşturdukları belirtiler de, MS’de görülen gibi dağınıklık, değişiklik gösterebilirler. Üstelik, dolmuş olan malum fıçı yüzünden, zamanla başka damarlar da tıkanmaya devam edeceğinden, yeni belirtiler oluşabilir. Böylece hastalığın seyri de MS’e benzeyebilir.

Beynin küçük damarlarının hastalığı ilerlemiş yaşlarda, MS ise genç yaşlarda başlar.

Beynin küçük damar hastalıkları ilk belirtiyi ileri yaşlarda verir. Başlangıcın yaşla ilintili olması her iki durumu ayırt ettirebilirse de istisnalar kuralı bozar. Genç yaşta damarları bozabilen bazı özel hastalıklar vardır. Nadiren de MS ileri yaşlarda ilk belirtisini verebilir. Gene de ilk hastalık 45 yaşın öncesinde oluşmuşsa MS, sonrasında oluşmuşsa damar hastalığı olduğu düşünülür. Emin olmak içinse ayırt ettirici yardımcı yöntemlere başvurulur.

Başka bazı “Beyin Damar Hastalıkları”da MS’le karışabilir.

Beyin damarları ister gövdeden tutulsun, ister uç dallarda tutulsun, ister kanasın, ister tıkansın, isterse tıkacın bir parçası kopup uçlara doğru sürüklensin ve daha uçtaki daha dar ama aslında sağlam olan bir damarı tıkasın, bütün bu sonuçlara neden olan oluşumu başlatan neden hemen hemen aynıdır. “Damar Sertliği” denilen ve bu ad altında biraz kanıksanmış ve ihmale uğramış olan bir durumdur. Damar Sertliği sık görülen bir hastalıktır. Daha önce de söz edildiği gibi sigara başta olmak üzere bir dizi etkenin üst üste binmesi ile oluşan, hem beynin hem de bütün bedenin damarlarını olumsuz etkileyen bir durumdur.

Damarların damar sertliği dışında başka bazı hastalıkları da vardır. Özellikle “Romatizmal Hastalıklar” ya da “Bağ ve Destek Dokusu”nun bazı hastalıkları ve bazı “Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları” denilen durumlara bağlı olarak da damarlar ve dolayısıyla beyin hastalanabilir. Bunlar da gerek görünümleri gerek yarattıkları belirtilerle MS’le karışabilirler. Ayırt edilmeleri için bir dizi inceleme gerekebilir. İncelemelere rağmen karar verilemediğinde, gelişmeleri izlemek için beklemek gerekebilir.

Behçet Hastalığı;

Tıpta bir çok hastalık, bunu ilk kez fark edip bildiren kişinin adıyla anılır. Hulusi Behçet adındaki bir deri hastalıkları uzmanı, ağızda ve cinsel bölgelerde tekrarlayan küçük yaralar, eklem yerlerinin ağrıması ve “Üveit” denilen bir göz bulgusu olan bir hastalık tanımlamıştır. Daha sonra bu hastalık, bütün dünyada “Behçet Hastalığı” adıyla anılmaya başlanmıştır. Vücudun ilk bildirilen bölgeleri dışında da etkilendiği zamanla anlaşılmıştır.

Behçet Hastalığı, beyin ve omurilik de dahil olmak üzere, vücutta yaygın bir etkilenme yaratabilir. Belirtiler geçebilir. Aynı ya da başka belirtilerle hastalık yineleyebilir. Bu yüzden de MS’le karışabilir. MR bulguları da MS’e benzeyebilir. Hastalığın oluş öyküsüne ve muayene bulgularına dayanarak ayırt edilmesi bazen kolayken, bazen bir çok inceleme yapılmasına rağmen zor olabilir.

Lyme Hastalığı bazen MS’i taklit edebilir.

“Lyme Hastalığı” Kene adı verilen küçük bir böceğin ısırması ile insana bulaşan bir tür parazit hastalığıdır. Yaygın olduğu bölgelerde tanıda sorun oluşturur. Bazı ülkelerde ve bölgelerde yaygındır. Ülkemizde saptanan hasta sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır.

Bu hastalık vücudun pek çok farklı organ ve dokusunu etkileyebildiği gibi beyin ve omuriliği de tutabilen uzun süreli bir hastalıktır. Deride gezici kızarıklıklar gibi hastalığın tipik belirtilerin olması, kene ısırığının hatırlanması, kanda ve BOS ta hastalığa özgü antijenlerinin yüksek konsantrasyonda bulunması ile ayırt edilebilir. Tedavisi olan bir hastalıktır.

Brusella;

Ülkemizde sık rastlanan, beyin ve omurilik dahil, vücudun pek çok yerini tutabilen ateşle seyreden mikrobik bir hastalıktır. Aslında sığır, koyun kuzu gibi ağıl hayvanların hastalığıdır. Kümes hayvanlarına da bulaşabilir. Hayvanların etlerinin yenmesi ile bulaşmaz. Süt ve süt ürünleri ile insana bulaşır. Çiğ süt içilmesi en sık bulaşma nedenidir. Sütün elle sağılması sırasında, eldeki yara bereye değen hasta hayvanın sütü ile bulaştığı da görülmüştür. Aylarca canlı kalabilen hastalık etkeni yüzünden, kaynatılmamış sütten mayalanan beyaz peynirler aracılığı ile hasta hayvanlara çok uzak bölgelerdeki insanlara da ulaşabilir. Çiğ yumurta ile de bulaşabildiği bilinir.

Saptandığında, hayvanda da insanda da kolayca tedavi edilebilen bir hastalıktır. Başlangıçta yarattığı ateşli evrede saptanamadığı takdirde müzminleşebilir ve ateşsiz ve daha sinsi bir hale dönüşerek beyin ve omurilikte kalıcı hasarlar yaratabilir hatta ölüme bile neden olabilir. MS’le nadiren karışır.

Kalıtsal Spastik Paraparazi;

Temel belirtisi her iki ayakta yıllar içinde giderek artan güçsüzlük olan, kalıtsal bir hastalıktır. Güç kaybı belirginleştiğinde ayaklar sertleşip kasılmaya başlar. Giderek yürüme bozulur. Çok sayıda ve değişik özellikte giderek artan başka belirtilere de neden olabilir.

MS’in “rekli İlerleyici” şekli ile karışabilir. MRI ve BOS’ ta yarattığı özgün olmayan değişiklikler MS de görülenlere benzeyebilir. Tedavisi olmayan bir hastalıktır.

Diğer Enfeksiyon Hastalıkları;

Sinir Sistemini tutabilen diğer enfeksiyonlarının, özellikle AİDS (HİV) ve Frenginin (Sifiliz), ülkemizde az görülüyor olsalar da testlerle ayırt edilmesi zorunludur. Çünkü gerek belirtileri gerekse MRI ve BOS bulguları MS’e benzer özellikler gösterebilir.

MS tanısı koymadan önce bir çok inceleme yapmak gerekebilir.

Sinir sistemini tutabilen pek çok hastalık, gerek yarattığı bulgularla gerekse de MR ve BOS özellikleri ile MS’e benzeyebilir. O nedenle, MS tanısı öncesinde bir çok inceleme yapmak gerekebilir. Bazen MS tanısı için muayene ile saptanan bulgular hekime yeterli bilgiyi sağlarken, bazen pek çok araştırmaya rağmen kesin bir fikir oluşmayabilir. Bu durumda hekim, tanı koyabilmek için beklemek ve hastalığın gidişini gözlemlemek zorundadır.

MS’İN BAŞLANGICI VE GİDİŞİ

MS çoğunlukla gençlik döneminde başlar.

MS genellikle 20’li, 30’lu yaşlarda başlamaktadır. Çocuklukta veya yaşlılıkta başlaması da olasıdır ama oldukça enderdir. Ayrı bir hastalık olması mümkün olan, başından itibaren ilerleyici olan MS formu, çoğunlukla kırklı yaşlarda başlamaktadır.

MS’in tipik bir başlangıç belirtisi yoktur.

MS’in tipik bir başlangıç belirtisi yoksa da görmede bozulma ya da duyusal yakınmalar gibi bazı bulgulara başlangıçta daha sık rastlanabilir.

MS aşamalı olarak günler içinde birbiri ardına eklenen belirtilerle başlayabilir.

MS birdenbire başlayabileceği gibi, aşamalı olarak günler içinde birbiri ardına eklenen belirtilerle de başlayabilir. Günler işinde yeni bulguların ortaya çıkması ile olan başlangıç şekli daha sıktır. MS’in birden, inme iner gibi başlaması ise çok enderdir. Ataklarla gitmeyen ilerleyici MS şekli ise aylar, yıllar süren sinsi bir başlangıç gösterebilir.

MS tek bir belirti ile başlayabilir.

MS tek bir belirti ile başlayabileceği gibi, arka arkaya eklenen ya da eş zamanlı olarak oluşan bir çok belirti ile de başlayabilir. Daha önceki bölümlerde söz edilen belirtiler, tek başına ya da bir kaçı bir arada ya da üst üste eklenerek MS başlayabilir.

MS’in başlangıç belirtileri ile sonraki seyrinin bire bir ilişkisi yoktur

Hangi belirti ile başladığına, ya da belirtilerinin tek tek ya da bir çoğunun bir arada olmasına bakarak MS’in seyri hakkında tahminde bulunabilmek istenir. Bu amaçla yapılan pek çok çalışma vardır. MS’in başlangıçtaki davranışına bakarak sonrasını tahmin etmeye yönelik bu çabalardan kesin sonuçlar elde edilememiştir.

MS’in başlangıç belirtilerinin şiddeti ile sonraki seyrinin bire bir ilişkisi yoktur.

Çok hafif bir ilk belirtinin ardından ciddi bir MS gelişebileceği gibi, çok ağır belirtilerle ortaya çıkan bir atağı uzun yıllar boyunca yeni hiç bir bulgu izlemeyebilir.

MS’in pek çok farklı gidiş şekli vardır.

MS, bazen belli belirsiz bulgularla, hiç bir kalıcı belirtiye neden olmadan, çok hafif bir seyir izleyebilir. Bu durum Selim MS ( Benign MS) diye bilinir.

Az sayıda bireyde çok ağır bulgular yaratıp çok hızla hasar yaratabilir, hatta ölüme neden olabilir. Bu oldukça sıra dışı duruma ender rastlanır. Malign MS (Marburg Tipi MS) diye adlandırılır.

Her iki durumun arası daha sıktır. Başlangıçta bir kaç yılda bir oluşan ve belirtilerin tümüyle kaybolması ile sonuçlanan MS atakları giderek daha sıklaşabilir ve her bir atağın bıraktığı kalıntı bulgular üst üste eklenerek özürlülük yaratabilir. Bu durum “Ataklı MS” (RRMS; Relapsing Remitting MS) diye bilinir.

MS’de çoğunlukla “Alevlenme ve sönmelerde gidiş” görülür.

MS çoğunlukla ataklarla yani hastalıksız dönemler arasında ortaya çıkan hastalık dönemleri ile, seyreder. “Alevlenmeler ve sönmeler” denilen bu seyir tipine “Ataklı MS” (Relapsing Remitting M)’de denir.

Ataklı MS seyrinde de büyük farklılıklar vardır.

Bu MS tipinde bazı kişilerde iki atak arasında on yılı aşkın süreler olabilir. Bazılarındaysa bir ataktan bir iki ay sonra yeni bir atak ortaya çıkmaktadır. Ataklar aynı kişide de farklı aralıklarla oluşabilir. Atakların sıklığı gibi süresi ve şiddeti de değişkenlik gösterir.

Ataklı MS’de, başlangıç dönemlerinde çoğunlukla ataklar arasında kişi tümüyle sağlıklıdır. Başlangıçta hastalık atakları tam ya da tama yakın düzelir. Uzun dönemler boyunca kişi aynı durumda kalabilir.

Yıllar içinde tam iyileşmemiş ataklardan kalanlar birikerek bazı yetersizliklere neden olur.

MS, sürekli ilerleyen ama ataklarında görüldüğü bir gidiş şekli gösterebilir.

Hastalığın hızla ya da yavaşça ama giderek ağırlaştığı, arada atakların oluştuğu ve bazı belirtilerde kısmen düzelmelerin izlendiği bir gidiş şeklidir. Buna “Hem ataklı hem de ilerleyici olan MS (PRMS; Progresive-Relapsing MS) denir.

MS, sürekli ilerleyici bir gidiş şekli gösterebilir.

Bir başka MS davranışı ise sinsi ilerleyici şekildedir. Sinsi bir başlangıcın ardından giderek yeni belirtiler eklenir. Belirgin düzelme dönemleri izlenmez. Atak düşündürecek belirgin hastalık dönemleri oluşmadan günden güne yavaş yavaş ya da hızla ağırlaşan bulgular vardır. Bulgular daha çok yürüme ve denge sistemleri ile ilgilidir. Buna “Birincil İlerleyici MS (PPMS; Primer Progresif MS) adı verilir.

Ataklarla seyreden MS şekli, yıllar sonra ilerleyici MS şekline dönüşebilir.

İlk belirtiler çoğunlukla tam düzelme ile kaybolurken artan atak sıklığı, kalıcı kayıplara neden olabilir. Sonrasında atak oluşmadan belirtilerde artmalar, özelikle yürüme ve denge sorunlarında fazlalaşma oluşur. Buna da İkincil İlerleyici MS (SPMS; Sekonder Progresif MS) denir.

MS’in seyri herkesde farklıdır.

Neredeyse hemen her MS’linin kendine özgü bir durumu, farklı bir gidişi ve ağırlık farklılığı vardır. Bu bireysel durum farklılıkları o kadar çoktur ki hiçbir MS’linin bir diğeri ile kendini kıyaslaması doğru olmaz.

 

TEDAVİ

“Kendi kendinin doktoru olmak” çok doğru ve yerinde bir yaklaşımdır.

Kendi kendinin doktoru olmak, bedenine değer vermek ve onu koruyacak önlemleri almak anlamına gelir. Doğru ve yerinde bir söylemdir.

Hastalık söz konusu olduğunda kendisini ilgilendiren bu özel konu da temel bilgileri öğrenmesi de kişilik hakkıdır. Çok önemlidir. Yaşayarak bir çok farklı deneyime sahip olması da olağandır. Ama tedavi kararı vermek için bu deneyim ve bilgi yeterli değildir.

Tedavi bölümünün amacı genel bir fikir vermektir. Kişinin kendi kendisini tedavi etmesini kolaylaştırmak değildir.

Bu bölümden ya da başka kaynaklardan edinilen bilgilere dayanarak, yaşadıklarından çıkardığı sonuçlara güvenerek, kendi kendini ya da bir yakınını tedavi etmeye kalkışmak ya da tedavi şeklini veya süresini değiştirmek tümüyle hatalı olur. (Bu konuda daha fazla ayrıntı için hasta hakları bölümüne bakınız)

MS’in tedavisinin olmadığı doğru değildir.

Başka bazı hastalıklarda da olduğu gibi, MS’de de hastalığı tümüyle yok edecek kesin bir tedavi şekli yoktur. Bu, MS’in tedavisinin olmadığı anlamına gelmez. Diabet (Şeker) ya da Epilepsi (Sara) hastalığının tedavisi varsa MS’in de tedavisi vardır. Çünkü bu hastalıkları da tümüyle yok etmek mümkün olmadığı halde seyri denetlenebilmektedir.

Bütün dünyada MS tedavisi konusunda ciddi araştırmalar sürdürülmektedir. Yurdumuzda da hekimler arasında MS’e karşı giderek artan bir ilgi vardır. Bu sayede doğru tanı ve tedaviye ulaşabilen birey sayısı da giderek artmaktadır.

MS’de farklı amaçlarla farklı tedaviler yapılır.

MS’de yapılan tedavileri hedeflerine göre üç ana bölümde değerlendirmek mümkündür; 1-MS ataklarının tedavisi. 2-MS’in gidişini değiştirmeye yönelik tedaviler. 3-MS’den kaynaklanan belirtilerin tedavisi

1-MS atakları kortizonla tedavi edilir.

Atak tedavisi için etkinliği kanıtlanmış olan tek ilaç “Kortizon” ya da “Steroid” adıyla anılan “Kortikosteroid” ilaçlardır. Bunlardan Metil Prednizolon en çok kullanılan ilaç olmakla birlikte benzerleri de kullanılır.

MS Ataklarında “PULSE” uygulanır.

Atak tedavisinde, her bir MS merkezinin birbirinden farklı “Kortikosteroid” uygulama alışkanlıkları vardır. En yaygın uygulama şekli, tıbbi adı “Metil Prednizolon” olan iğnenin, serum içine katarak, tek seferde damar yolunu kullanarak 1000 miligram miktarında, vücuda vermektir. Bu uygulama sabah saatlerinde 5-10 gün süreyle yapılır ve “PULSE Tedavi” diye adlandırılır. (İngilizce okunuşu ile pals)

Bazı merkezler ise damar yolu ile ilaç uygulanması bittikten sonra, aynı cins ilacı daha düşük miktarlarda ağızdan hap olarak vererek, bir süre daha kortizon tedavisini sürdürmekte ve zaman içinde azaltarak kesmektedir.

Bu şekilde ağızdan ilaç kullanımına geçmeden, “PULSE” tedavisini birdenbire kesmeyi yeğleyen merkezler de vardır.

Her iki uygulama şeklinin taraftarları da, kendi tercih ettikleri yöntemi daha avantajlı bulmaktadır.

Atak tedavisinde ACTH kullanılabilir.

MS ataklarının tedavisinde, vücudun kendisinin doğal kortizon yapımını uyaran “Adreno Kortiko Tropik Hormon” (ACTH) kullanılması da mümkündür. Piyasa adı Synacthen Depot olan bu ilaç, günde bir kere kas içine yapılan iğne şeklinde, 3-10 gün süreyle uygulanmaktadır.

Daha ucuz ve kolay uygulanır oluşu tercih nedeniyse de “PULSE” kadar etkili olmadığı kanısı yaygındır. Su ve tuz tutucu yan etkileri daha fazladır. Ataklar hafifse ya da diğer tedavi yöntemi uygulanamıyorsa kullanılmaktadır.

Ataklar Kortizon tedavisi yapılmadan da iyileşebilir.

Ataklar, özellikle MS’in başlangıç yıllarında kendiliğinden geçebilirler. Atak sırasında uygulanan bu tip Kortikosteroid tedavileri, iyileşmenin erken başlamasını sağlar ve daha çabuklaştırırken, iyileşmenin derecesini de artırırlar.

Kortizon tedavisi ile hastalığın seyri değişmez.

Ataklarda iyi gelen Kortizon tedavilerinin, sonuçta hastalığın kendi gidişini etkilemediği anlaşılmıştır. Bu nedenle, ataklar dışında, devamlı olarak Kortizon kullanılmasının bir yararı yoktur. Daha eski tarihlerde uygulanan bu tür sürekli tedaviler ile kortizona ait pek çok yan etki oluştuğu da anlaşılmıştır.

Atak tedavisi olarak kortizon kullananlar bazı konularda dikkatli olmalıdır.

Kortizon ile tedavinin en sık görülen yan etkisi cilt yağlanmasıdır. Buna bağlı olarak ciltte özellikle ense ve boyun bölgelerinde sivilcelenmeler oluşabilir. Yağlı cildi olanlarda bu duruma daha çok rastlanmaktadır. Bu durum çok ağır olursa sivilceler çıbana dönüşebilir. Sık banyo yapmak ve cilt çok yağlıysa kükürtlü sabun kullanarak cildin kurumasını sağlamak yararlı olur. Tedavi bittiğinde bu sivilceler de kendiliğinden iyileşirler.

Kortizon kullanırken nezle grip ya da başka bir iltihabi ya da enfeksiyon hastalığının olmaması gerekir. Aksi takdirde bu hastalıklar ağırlaşabilir veya daha geç iyileşebilir.

Vücuttan idrar yoluyla tuz atılmasını, kortizonlu ilaçlar azaltırlar. Tuz, çevresine sıvı çeken bir maddedir. Bu atılamayan tuzun etkisiyle bedende aşırı sıvı birikimi olur. Bu da kilo artışı yaratır. Tedavi bittikten bir süre sonra kaybolan bu kilo artışı, gerçek bir kilo alımı değil bir çeşit şişmedir; Ödem.

Bu fazladan tuz ve sıvı, kan dolaşımının yükünü arttırarak, kişide önceden var olan, kalp ve dolaşım yetersizliklerini arttırabilir.

Tansiyonu olan hastaların dikkatli olması gerekir. Çünkü, aynı şekilde, artmış tuz ve su yüzünden kan basıncını da yükselebilir. Bu duruma Tansiyon Yüksekliği adı verilir.

Kortikosteroidler kan şekerini de yükseltebilirler. Şeker hastası olanlar bunu hatırlamalı, şeker kontrollerini sıklaştırmalıdır.

Kortizon, mide ve bağırsaklarda iyileşmemiş ülser varsa kanamasına neden olabilir.

Mantar hastalığı, en çok ayak parmaklarının arasında bulunur. Şişman kadınların memelerin altında pişik gibi görünebilir, koltuk altı gibi başka bazı nemli beden bölgelerinde de olabilir. Kkaşıntı ve koku dışında pek önemli bir belirtiye neden olmayan bu tür mantar hastalıkları, kortizon tedavisi yüzünden azabilir. Yayılabilir, yaraya dönüşebilir. İlave sorunlara neden olabilir.

Kortizon tedavisi sırasında beslenmeye dikkat edilmelidir.

Kortikosterodler iştah artışına neden olabilirler. Özellikle uzun süren kortizon tedavileri ile aşırı kilo artışları ortaya çıkabilir. Bunlar gerçek kilo artışıdır. Bu kiloların, sonradan geri verilmesi zor olabileceği için, ilaç kullanırken artan iştaha rağmen yiyecek miktarını sınırlı tutmak gerekir.

Kortizonla yapılan atak tedavisi sırasında, üç beyaz diye bilinen “tuz, şeker, un” ile bunları içeren yiyeceklerin azaltılması gerekmektedir. Tedavinin bitiminden sonra olağan beslenme şekline dönülebilir.

Atak tedavisi dışında kortizon pek yararlı olmamaktadır.

Ağır ve sık atak geçiren ya da sinsi ilerleyici bir MS hastalığına tutulanların tedavisinde sorunlar yoğunlaşır.

Bu hastalarda, söz edilen yüksek doz kortikosteroid tedavisi (PULSE Tedavi) pek yararlı olamamaktadır.

3- MS’in doğal gidişini etkilemeye yönelik olarak yapılan tedaviler.

MS’in vücudun savunma sisteminin kendi dokusuna yönelmesi ile oluştuğu düşünüldüğünden (Otoimmunite), tedavisinde de savunma sisteminin baskılanması hedeflenir. Bu amaçla yıllardır bir çok farklı ilaç denenmiştir. Yeterince yararlı sonuçlar azdır.

İmmun sistemin çalışmasını baskıladığı bilinen ilaçlar, örneğin kanser ilaçları, MS’de de kullanılmaktadır.

MS’de pek çok kanser ilacı denenmektedir. Bu MS’in bir kanser olduğu anlamına gelmez. Tıpta bir çok ilaç bir çok farklı amaçla kullanılabilir. O yüzden ilacın prospektüsüne bakarak hekimin yanlış tedavi yaptığı yargısına ulaşmamak gerekir.

MS’de ise, kanser ilaçları farklı etkileri yüzünden değil kanserdekine benzer şekildeki etkileri yüzünden kullanılmışlardır. Amaç, MS’deki sorunun kökeni olduğu düşünülen vücudun savunma hücrelerinin çalışmasını baskılamaktır. Ancak yıllarca kullanılan ve bazı yararlı sonuçları olduğu bildirilen bir çok kanser ilacının hemen hemen hiç birinden MS’de yeterince yüz güldürücü sonuçlar elde edilememiştir. Bu amaçla kullanılan kanser ilaçları şunlardır;

Metotreksat. (Piyasa adı; Methotrexate, Trexan, Emthexate ) Hap ve iğne şekli vardır. Karaciğer ve böbrek hastalarında kullanılırken özellikle dikkatli olunması gereklidir. İlerleyici MS’de iğne şeklindeki uygulamanın yararı olabileceğini düşündürten bazı çalışmalar bulunmaktadır.

Siklofosfamid. (Piyasa adı; Endoxan, Syklofosfamid) Hap ve iğne şekli vardır. Daha önceden yaygın olarak kullanılmasına rağmen yeterince işe yaradığını düşünenler giderek azalmıştır. Bütün bu tür kanser ilaçlarında olduğu gibi yan etkileri çok olan bir ilaçtır. 1gramlık iğneler şeklinde damar içine uygulanmasının bazı hızlı ilerleyici MS’i olan genç bireylerde işe yaradığı düşünülmektedir.

Azatioprin. (Piyasa adı İmuran, Azatioprine.) Hap ve iğne şekli vardır. Kişinin kilosu başına 1-2 miligram her gün, hap şeklinde kullanılır. Kısmen bir iyi gidiş sağlayabilir. Yan etkileri azdır. Kan hücrelerinin sayısında azalma yaratabileceği için, tehlikeli seviyelere düşmesini engellemek üzere belli aralıklarla kan sayımı yaptırılmalıdır. İlerleyici MS formunda kısmen yararlı olmaktadır.

Mitozantron (Novantrone) Damar içine uygulanan iğne şeklindedir. Son yıllarda ilerleyici MS’de kullanılmaktadır. Uzun süre ve yüksek miktarda kullanıldığında kalbe olumsuz etkileri olabileceği için belli aralıklarla kalbin incelenmesini, özellikle kalp duvarlarının ultrason ile incelenmesi, gerekmektedir.

Kladribin; (Türkiye’de bulunmamaktadır) Damar yoluyla uygulanmaktadır. İlerleyici MS’de yararlı olabileceği düşünülen bir tedavidir. Kan hücrelerinde azalma ve enfeksiyona yatkınlıkta artma gibi yan etkileri olabilmektedir.

Siklosporin; (Sandimmun) İğne ve hap şekli vardır. Yan etkilerinin çok oluşu kullanımını zorlaştırmaktadır. Sürekli ilerleyici MS’de beklenen yararı sağlayamamıştır.

MS’de savunma reaksiyonlarını durdurmak için kullanılan başka tedaviler de vardır.

MS’deki savunma reaksiyonunu durdurabilmek için başka tür tedavi girişimleri de vardır. Aşağıda bunların belli başlıları özetlenmektedir;

Kemik İliği Tedavileri; MS’de hastalığı yaratan, hedefini şaşırmış ak kan hücrelerinin (Lenfositler) henüz yapım yerlerinde iken durdurulması hedeflenir. Bu amaçla kemik iliğinin tümüyle değiştirilmesi denenmiştir. Ancak hem ölümcül yan etkilerinin oluşu, hem de yeterince yararlı sonuçlarının olmayışı yüzünden pek kullanılmamaktadır.

Tüm Beden Radyoterapisi; Kemik iliği nakli tedavisinde söz edilen mantıkla yapılan bu tedavinin yaralı olduğuna ilişkin bazı bildirimler vardır. Yeterince etkin olduğu konusunda görüş birliği oluşmamıştır. Ölümcül yan etkilere neden olabilir. Her tür MS için önerilmez. Gelecekte farklı uygulamalar ile yeniden gündeme gelebilecek bir yöntem gibi görünmektedir.

Kanın Değiştirilmesi. (Plazma Exchange) Kanın, hücreleri içeren ve plazma adı verilen temel bölümü, gelişmiş bir alet yardımıyla beden dışına alınmakta ve içeriği değiştirilerek tekrar bedene geri verilmektedir. Böylece saldırıyı başlatan ve sürdüren şeylerin (?) kandan ve böylece de bedenden uzaklaştırılması amaçlanmaktadır. Hedefleri açısından çok seçici olamayan bu yöntem çok da pahalıdır. Uygulama zorlukları ve yan etkiler taşımaktadır. Çok ağır seyreden bazı MS’lilerde yararlı olabilmektedir.

Düzenli aralıklarla, tek doz Kortizon tedavisi; Aylık PULSE tedavisi; Genellikle ayda bir kez (Sadece bir gün) 1 gramlık kortizon dozu damar içine iğne seklinde uygulanır. Atak tedavisinde kullanılan “PULSE” tedavisine benzer. Ancak onun kadar kabul edilmiş bir uygulama değildir. Ne aralıklarla, ne kadar miktar uygulanacağına ilişkin kesinleşmiş bir görüş yoktur. Özellikle ilerleyici MS’de yararlı olduğu düşünülmektedir.

İmmunglobulin Tedavisi; İmmunglobulinler, farklı özelikte ilaçlardır. Damar içine uygulanan kan ürünleridir. Aslında insan bedeninde yabancı etkenlere karşı oluşan savunma maddeleri olan antikorlardır. Birçok insanın kanından elde edilmektedirler. Bunlar, bir etkene karşı özgün olma özellikleri olmayan antikorlardır. Viruslara karşı oluştukları varsayılır. Bu nedenle denendikleri bazı viral hastalıklarda işe yaradıkları anlaşılmıştır. MS’de de denenmişlerdir. MS’de ilk kullanımlarından bu yana yarım yüzyıldan fazla zaman geçtiği halde, işe yarayıp yaramadıklarına ilişkin kesin kanı hala oluşmamıştır. Çok etkili olduğunu düşünen bir grup bilim adamı vardır. Etkisiz bulan hatta kötüleştirici etkilerini bildirenler de olmuştur. Bugünkü kanı, bazı MS tiplerinde yararlı olurken bazılarında yaramadığı şeklindedir. Kimde işe yarayacağını önceden öngörmek mümkün değildir. Bir doz immunglobulin için, en az 1000 kişinin kanından antikor toplanmaktadır. Bu yüzden olası bir hastalık bulaşmasını engellemek için özel yöntemler uygulanmakta, zor hazırlanmaktadır. Bütün bu nedenlerle oldukça pahalı bir üründür. Yan etkileri oldukça azdır. Damar içine vermek şeklinde, hastane koşularında uygulanabilmektedir. Yaygın olarak kullanılmamaktadır.

İmmun sistemi bütünüyle baskılamadan etkileyebilmek için denenen tedaviler vardır.

MS’de tedavi amacıyla savunma sistemini tümüyle durdurmak amaçlanmaz. Ancak bir üstteki bölümde özetlendiği gibi, yeterince özgün bir yöntem de henüz elde edilememiştir.

Son 20 yılda geliştirilen bazı ilaçların MS’deki savunma sistemlerini kısmen de olsa etkileyebildiği anlaşılmıştır. Bu ilaçlardan en belli başlı olanları “İnterferon”lar ve “Copolimer”dir.

İnterferonlar vücudun ürettiği maddelerdir:

İnterferonlar vücudun savunma hücrelerince üretilen ve kendi iç haberleşmelerinde kullanılan maddelerdir. İltihaplanma gibi durumlarda yani gerektiğinde vücutta az miktarda üretilir ve çok çabuk ortamdan kaybolurlar. Vücutta üç temel interferon vardır. Alfa beta ve gama diye adlandırılan interferonların, ilk ikisinin iltihabi reaksiyonları (yangı, inflamasyon) azaltıcı, gama şeklinin ise arttırıcı yönde etkinliği olduğu anlaşılmıştır.

Özel yöntemlerle bazı canlılarda bol miktarda üretimi gerçekleştirildikten sonra interferonlar tedavi amacıyla denenmişlerdir. Yıllar boyunca her üç tip İnterferon ile de çalışmalar yapılmış ve bazı hastalıklarda kullanılmaya başlanmışlardır.

İnterferonun beta şekli, ilaç olarak MS’de de kullanılmaya başlanmıştır.

İnterferonların her üçü de MS’de denenmiştir. Gama İnterferon’un hastalığı arttırdığı alfa ve betanın ise iyileştirici etkisinin olduğu anlaşılmıştır. Alfa interferonlar ile yapılan çalışmalar çok ilerletilmemiştir.

Beta interferonun, ataklarla seyreden MS’de (RR MS) yapılan büyük bir inceleme çalışması sonucunda hastalığın doğal gidişini % 30 oranında etkilediği anlaşılınca yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışma ilk kez 1993 yılında yayınlandıktan sonra, ABD İlaç Değerlendirme Komisyonu (FDA), ataklarla giden MS hastalarında kullanılmasını onaylamıştır. Söz konusu tarihten bu yana ABD başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde binlerce RR MS’lide kullanılmaktadır. Son yıllarda, ilerleyici MS hastalarında kullanılmalarının da yararları olabileceği söylenmektedir.

İnterferonlar uzun süreli olarak kullanılan çok pahalı ilaçlardır.

Beta İnterferon’lar kısaca “İnterferon” adıyla anılırlar. Üretimi güç olan, gen teknolojisi ile üretildikleri için oldukça pahalı olan ilaçlardır. Aylık bedelleri yaklaşık bin Amerikan dolarına yakındır. Başlangıçta iki yıllık kulanım için ruhsatlandırılmış olmalarına rağmen kesildiklerinde hastalıkta alevlenmelerin (Nüks) oluştuğu anlaşıldığından uzun süre kullanılmaları gerekmektedir. Ne zaman kesilmelerinin güvenli olabileceği, hatta kesilmelerinin mümkün olup olamayacağına ait henüz kesin bilgi yoktur. Bu yüzden, bu kadar büyük bir maliyeti kaldırabilecek, sosyal güvenlik kurumları çok güçlü devletlerce desteklenen ilaçlardır. Sınırlı sayıdaki bazı ülkeler hala kullanımlarına onay vermemektedir. Ülkemizde dünyada bu ilacı üreten her üç firmanın da ürünü bulunmaktadır ve SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik kurumlarınca bedeli ödenmektedir.

İnteferon, MS’in gidişini değiştirdiği kanıtlanan ilk ilaçtır

Daha önce bir çok ilacın MS’in gidişatını etkileyebildiği yapılan çalışmalar ile bildirilmişti. Ancak, hiçbir ilaç için, çok sayıda bireyde, birbirinden farklı kökenden gelen insanda, birbirinden bağımsız tıp merkezlerinde birbiriyle eşgüdüm içinde yapılan inceleme ile bu etkinlik yeterince kanıtlanmamıştı. Son yıllarda ilaç etkinliğinden söz etmek için artık olamazsa olmaz hale gelen ve İnterferon konusunda da yapılan, “III. Düzey Bilimsel Çalışma” denilen bu yöntemle ortaya konan kanıtlar heyecan yaratmıştır. Bu yüzden, İnterferon konusunda hem hekimlerde hem de hastalarda abartılı beklentiler oluşmuştur.

İnterferonların kanıtlanan tedavi etkinliği bireysel farklılık gösterir.

Beta İnterferon ile, ataklarla giden MS hastalarında gidiş %30 oranında etkilenmektedir. Yüzlerce hasta bir bütün olarak değerlendirildiğinde, oluşması beklenen ataklar %30 daha az oluşmaktadır. MR’da oluşacak yeni plaklar %30 daha az oluşmaktadır.

Bu gözlemin açıklaması şöyledir. Bir grup MS’liye interferon uygulanırken aynı sayıda ve aynı özellikte ki bir başka grup MS’li hiç ilaç verilmeden izlenmiştir. (Bu tür araştırma çalışmalarının yöntemi için Hasta hakları bölümüne bakınız) İki yıllık izlem süresi sonrasında da her iki grubun sonuçları bir bütün olarak birbirleriyle kıyaslanmıştır. Bu çalışmanın sonucuna göre, ilacı almayanlardan oluşan grubun toplam atak geçirme ve MR’larında plak oluşma oranları yaklaşık olarak %30 daha fazladır.

Bu sonuçlar tek tek bireyler için bire bir böyle değildir. Bazı kişilerde İnterferon tedavisine rağmen aynı oranda atak ve plak oluşabilir. Bazı kişilerdeyse ataklar ve plaklar neredeyse tümüyle durur.

Tedavi öncesinde interferondan yararlanmayacak bireyleri belirlemek mümkün olamamaktadır.

İnterferon tedavisinden ataklı MS’i olan (RR MS) bazı kişiler daha çok yarar sağlarken bazılarında pek bir yarar oluşmamaktadır. Hatta hastalığın doğal gidişi çok değişken olduğundan tedavi sonrasında bile karar vermek güç olabilir. İnterferon tedavisinden fayda göremeyecek kişiler önceden belirlenememektedir. Hatta tedavi başladıktan sonra atak geçirmeyi sürdüren bir kişinin tedaviden yarar gördüğü için mi daha az atak geçirdiği yoksa tedaviden hiç mi etkilenmediği anlaşılmayabilir. Çünkü bu kişinin, tedavi olmasaydı ne kadar atak geçirecek olduğu bilinmez.

İnterferon, MS’in daha önceden yarattığı belirtileri gidermez.

İnterferon oluşmuş belirtileri gidermez. Bu açıdan geriye dönük olarak tedavi edici bir ilaç gibi değerlendirilmemelidir. Yukarıdaki paragrafta da anlatıldığı gibi, oluşabilecek bütün atakları önlemediği gibi, oluşabilecek bütün özürlülüklerin önüne geçme gücüne de sahip değildir. Tedaviye başlamadan önce bunların yeterince kavranmaması, ilaçtan olduğundan fazlasının beklenmesi, hayal kırıklıklarına neden olabilir.

Vücut, İnterferon tedavisi sırasında antikor üretebilir.

İnterferonlar, vücuttaki doğal haberleşme moleküllerinin üretilmiş kopyaları olduğu halde, vücut tarafından yabancı olarak algılanabilmekte, onlara karşı da antikor (Korunma maddeleri) üretilmektedir. Bilindiği gibi antikorlar antijenlerin (Yabancı maddelerin) etkinliğini durdurmak üzere üretilirler. İnterferonlara karşı antikor oluşumu, ilaçların her üç şeklinde farklı oranlarda olmakla birlikte, 100 kullanan kişiden ortalama 5 ile 40 tanesinde, tedavinin bir döneminde oluştuğu saptanmıştır. Antikor oluşumunun zamanla değiştiği, geç oluştuğu, zamanla kaybolabileceği anlaşılmıştır.

Tedavinin etkinliği ile antikor gelişimin ilgisi olmadığı şeklinde yayınlar da bulunmaktadır.

Antikor oluşumunun tedavi etkinliği ile ilgisinin olması beklenir. Aksine yayınlar varsa da bu konu kesin bir sonuca varmamıştır. Bir MS’li kişinin interferon tedavisinden yeterince yararlandığı düşünülüyorsa, kanda antikor varlığı tedaviyi sürdürmekte bir engel olarak kabul edilmemektedir. Tedavinin etkin olmadığının düşünüldüğü durumlarda ise umulacağı gibi zaten sorun oluşturmaz. Ancak ilaç etkinliğine karar verilemediğinde antikorlar saptanmışsa tedavinin sürdürülmesi teorik olarak bir sorun olabilirse de yurdumuzda antikorlara pek bakılamadığından bu konu gündem dışı kalmaktadır.

Beta interferon ilaçların üretim tekniklerine dayanan bazı yapısal değişiklikleri vardır. Piyasada üç firmanın ilacı vardır;

Betaferon – (Schering İlaç)

İlaç şekli ile ilk ruhsat alan interferondur. “İnterferon beta1-b” tıbbi adıyla bilinir. Yapısal formülü insan bedenindekinden küçük bir fark içerir. İki günde bir, 8 milyon ünite (32 mg )dozlarda deri altına iğne şeklinde uygulanır.

Ataklı MS’lilerde (RR MS) yapılan iki yıllık tedavi çalışmasının sonucunda (III. Düzey Bilimsel Araştırma), hiçbir tedavi alamayanlarla yapılan kıyaslama sonucunda, ilacın yıllık atak geçirme olasılığını % 34 oranında azalttığı, atakların görülme zamanını geciktirdiği ve şiddetini azalttığı anlaşılmıştır. Bunun yanı sıra MR’da görülen plakların sayısal artışını da azalttığı ortaya konmuştur. Tedavi 5 yıl sürdürüldüğünde bu oranların azalmakla birlikte hala devam etmekte olduğu anlaşılmıştır. Oluşan özürlülüğü azaltmakta ise anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

İkincil ilerleyici MS’e dönüşmüş ama çok ağır özürlülüğü olmayanlarda, iki yıl izlem süresi olan bir başka çalışma yapılmıştır. Bu grup MS’lilerde ,yine hiçbir ilaç almayanlarla yapılan kıyaslamada, hastalığın ilerleme hızını yavaşlattığı anlaşılmıştır.

Avonex- (Gen İlaç)

“İnterferon beta 1-a” tıbbi adıyla bilinir. Yapısal formülü insan bedenindeki interferon ile bire bir aynıdır. Haftada bir kez 22 mikrogram kas içine iğne şeklinde uygulanır.

Ataklı MS’lilerde yapılan iki yıllık izleme dayanan bir çalışmanın sonucunda (III. Düzey Bilimsel Araştırma), hiçbir tedavi almayanlarla yapılan kıyaslama sonucunda, ilacın yıllık atak geçirme olasılığını % 32 oranında azalttığı, özürlülük artışını ise % 37 oranında azalttığı anlaşılmıştır. Bu çalışmada MR’daki plakların gelişimindeki azalmanın anlamlı düzeyde olmadığı anlaşılmıştır.

Ataklı MS’lilerde yapılan çok merkezli büyük bir başka çalışmada, 30 ve 60 mikrogram Avonex kullanılmış, ilacın dozu artırılınca etkinliğinde bir artış bulunmamıştır.

Birincil ilerleyici MS’lilerde yapılan bir çalışmada 30 ve 60 mikrogramlık dozlarda MR’da daha önce söz edilene benzer yararlar görüldüğü halde, hastaların özürlülük gelişme hızı ve şiddetinde bir yarar görülmemiştir. Birincil İlerleyici MS hastalarına her üç formdaki İnterferon da önerilmemektedir.

Rebif– (Serano İlaç)

“İnterferon beta-1-a” tıbbi adıyla bilinir Yapısal formülü “Avonex” adlı diğer interferon ile bire bir aynı olmakla birlikte içerdiği sıvı ve kimyasal olarak asiditesi gibi küçük yapısal farkları vardır. Haftada üç kez 22 ya da 44 mikrogram deri altına iğne şeklinde uygulanır.

Ataklı MS’lilerde (RR MS) yapılan, iki yıllık izleme dayanan bir çalışmanın sonucunda (III. Düzey Bilimsel Araştırma), hiçbir tedavi almayanlarla yapılan kıyaslama sonucunda, yıllık atak geçirme olasılığını ortalama %31.5 oranında azalttığı, oluşabilecek özürlülüğü ise 22 mikrogramlık doz ile % 23 oranında azaltırken, 44 mikrogramlık miktar ile %30 oranında azalttığı anlaşılmıştır. Bu çalışmada MR’daki plakların artışında da benzer şekilde ilaç miktarı ile bağlantılı bir azalma saptanmıştır. Bu sonuç, interferonların kullanılan miktarları ile bağlantılı bir etkinlik oluşturdukları kanısı doğurmuştur. Bu sonuçlar, farklı ilaçların farklı miktarları ile başka bazı çalışmalar yapılmasına neden olmuştur. Farklı ilaçlarla elde edilen sonuçlar çelişkilidir.

İkincil ilerleyici MS’de yapılan bir büyük çalışmada, yine iki ayrı gruba iki ayrı miktar Rebif verilmiş, 3 yıllık izlem sonrasında atak oluşma oranında azalma, MR’da oluşan plakların artışında azalma görülürken, ilacın hastalığın ilerleme hızını (Özürlülük oluşma oranını) etkilemediği anlaşılmıştır.

İnterferon üreten üç firma arasında rekabet vardır.

Üç ayrı firmanın üç benzer ilacı olduğu ve aynı gruba satmayı hedefledikleri göz önüne alınırsa, İnterferonlar konusunda bu rekabet durumu olduğunu anlamak kolaylaşabilir.

Her üç ilaç arasında etkinlik açısından belirgin bir fark yoktur.

Yukarıda en belli başlılarının özetlendiği büyük hasta sayısına sahip, birden çok ulusta eşzamanlı olarak yapılan çalışmalar (III. Düzey Bilimsel Araştırma), birbirine benzer özellikler taşısa da her üç ilaç için yapılan çalışmalarda seçilen hastaların özellikleri ve seyri izlemek için kullanılan verilerin cinsi, yine de farklılıklar taşıdığından, ilaçları birbirleri ile kıyaslayan yorumlar yetersiz olmaktadır. Bu amaçla, son yıllarda her üç ilacı birbiriyle doğrudan kıyaslayan bazı ortak çalışmalar yapılmışsa da sonuçlar yeterince net olarak belirlenememiştir.

Bu gün için bu ilaçların etkinlikleri arasında çok önemli farklar olmadığı, uygulama yolu, yan etkiler gibi ikincil nedenlerle seçim yapıldığı hatırlanmalıdır.

Bir İnterferondan diğerine geçmek mümkündür ama çoğunlukla gereksizdir.

Bu ilaçların kullanıcıları arasında, diğeri benim için daha iyi olabilir miydi şeklinde kaygılar oluşmakta ve bir ilacı bırakıp diğerine geçme isteği bazen yoğunlaşmaktadır. Bu kaygı, çoğu kere gereksizdir. Bir diğer kişinin bir diğer ilaçtan daha çok yararlandığı kanısı çoğu kez yanılgıdır. MS’de görülen kişisel gidiş farkları hatırlanmalı ve ilaçların yüzlerce binlerce kişi üzerindeki yapılan çalışmalarının yukarıdaki özetleri dikkate alınarak yeniden düşünülmelidir. Daha iyisi, fikrinizi belirtmekle birlikte bu kararı hekime bırakmak olmalıdır. İlaç tercihi konunda hekiminizden yeterince açık yanıtlar aldığınızdan, hekim tercihinin taraflı olmadığından da emin olmalısınız.

İlaçların birinden diğerine geçiş, doğal olarak mümkündür ama bu, pek de önerilen bir yol değildir. Ancak hekiminiz, özellikle uygulama yolu ve yan etkiler açısından, diğerinin sizin için daha iyi olacağı kanısındaysa değişim gerçekleştirilir.

İnterferon iğnelerin iki ayrı yapılış şekli vardır.

Her üç interferon da iğne şeklinde olduğundan kullanımı rahat değildir. İlaçlardan biri kas içine iğne yapılması şeklinde uygulanır. Bu, yaygın olarak bilinen türde bir iğne olma yoludur. Haftada bir kez kalça ya da ayağın ön yüzünden derin olarak iğne yapılır. Diğer iki ilaç ise deri altına iğne yapılması şeklinde uygulanır. Bu şeker hastalarının yaptıkları türden bir iğne yapma şeklidir. Yüz el ve ayak gibi yerler hariç bedenin her hangi bir yerine yapılır. Her seferinde bir başka bölgeye iğne yapılır.

Kişiler kendi kendilerine iğne yapabilirler.

Haftada bir kez kalçadan kas içine yapılan iğne için bir profesyonelin yardımı gerekebilir. Daha sık uygulanan deri altı iğne içinse kişinin kendisinin yapması daha doğrudur. Tedavinin başlandığı sağlık kurumunca MS’lilere kendi kendilerine iğne yapmak öğretilmektedir. Kişinin kendisi yapamadığı takdirde bir yakınına da öğretilebilir.

İğne yapmanın öğretilmesi konusunda verilen hizmet yetersiz olmalı ki, ilaç firmaları, özel olarak eğittikleri hemşireleri aracılığıyla, aynı eğitimi hastanın evine giderek vermektedirler. Firmalar, bu hemşireler yardımıyla hastayı izlemekte ve gelişmelerinden haberdar olmaktadırlar. Bekleneceği üzere böyle bir yakın izlem hiç bir kamu kurumunca yapılmamaktadır.

İnterferon iğnelerinin yapıldığı yerlerde bazı sorunlar oluşabilir.

İğne yapılan yer kızarabilir, yanabilir, acıyabilir. Bazen yara haline gelebilir. Bunu önlemek için iğne yapılacak bölgenin, iğneden önce buz uygulayarak soğutulmasının yararı olabilir. Ağrı yakınması çoksa krem şeklindeki ilaçlarla iğne yapılacak bölgenin derisi uyuşturulabilir. İlacın yapılmadan önce bir süre oda ısısında bekletilmesi yarar sağlar. İğne yerinin güneş ışınlarından korunması önerilir; İğne vücudun kapalı bölgelerine yapılır.

Özellikle karın gibi yağlı vücut bölgelerine yapılan iğnelerden sonra nadiren “nekroz” adı verilen daha ciddi yerel hasarlar oluşabilir. Nekroz, iğne yapılan yerin etrafındaki bölgede yağ hücrelerinin ve dokunun erimesi ile oluşan ve şekil bozukluğuna neden olan bir durumdur.

İnterferon kullanımına bağlı olarak gribal bir durum oluşabilir

İnterferonların ilk kez kullanımında, grip olmuşçasına halsizlik kırıklık, kas ağrıları, ateş ve terleme ile seyreden bir durum oluşabilir. İlacın kullanımının hemen sonrasında ortaya çıkabileceği gibi ilk aylar içinde gecikerek de gelişebilir. Başlangıçta ilacın miktarını az tutup giderek artırarak, iğneleri gece yatmadan önce yaparak bu yan etki önlenmeye çalışılır. Bazı ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar ile tedavi edilir. Bir çok ilaç kullanılabilirse de “İbubrufen” ve benzeri ilaçlar daha çok kullanılmaktadır.

İnterferon tedavisi duygu durumunu etkileyebilir.

İnterferon tedavisi sırasında duygusal çökkünlüğe bir yatkınlık oluştuğu şeklinde gözlemler vardır. Özellikle depresyonda olanların dikkatle gözlenmesi gereklidir. İnterferonların kullanımları sırasında intiharların arttığına ilişkin bildirimler vardır. Bu nedenle gerek MS’linin gerekse de yakınlarının duygusal çökkünlük konusunda uyanık olması önem taşır.

İnterferon yorgunluğu ya da kas sertleşmelerini arttırarak fiziksel yetersizliği neden olabilir.

“Fatique” diye yabancı bir isimle anılan ve MS’lilerde çok sık rastlanan çabuk yorulma, kendini halsiz, güçsüz, bitkin hissetme hali, interferon tedavisi sırasında artabilir. Bunun dışında “Spastisite” diye anılan özellikle ayakları daha çok etkileyen ve var olan kas gücünün rahat kullanımını engelleyen kas sertleşmelerini interferonlar arttırabilir. Bu nedenlerle de fiziksel yeterliliği olumsuz etkileyebilir.

Copaxone ( Med İlaç)

“Glatiramer Asetat” ya da “Copolimer 1” tıbbi adıyla tanınır. Etkinliği ve uygulama biçimi benzese de bu bir interferon değildir. MS’de hedef doku olduğu ve zedelendiği düşünülen myeline yapısal benzerlik taşıyan moleküler bir dizisi olan bir ilaçtır. İnterferonlar gibi iğne yoluyla kullanılabilmektedir. Deri altına her gün uygulanır. Üretim teknolojisi gereği bu da interferonlar kadar pahalı bir ilaçtır. Yurdumuzda sosyal güvenlik kurumlarınca bedeli ödenmektedir.

Ataklı MS’lilerde (RR MS) yapılan büyük bir çalışmada (III. Düzey Bilimsel Araştırma), hiçbir tedavi almayanlarla yapılan kıyaslama sonucunda, Copaxone’un iki yıllık izlem sonucunda yıllık atak sıklığını %29 oranında azalttığı anlaşılarak, ruhsatlandırılması onaylanmıştır. Bu çalışmada MR üzerindeki etkinliğinin şüpheli, oluşacak özürlülüğü azaltma oranı da az bulunmuştur. Bu iki yıllık çalışmaya katılan kişiler 3. yıl izlendiklerinde yıllık atak geçirme oranındaki azalma % 32 bulunmuş, özürlülükteki azalma oranı da sürdüğünden ilacın zamanla etkinliğini yitirmediği sonucuna ulaşılmıştır. İkinci kez benzer özellikte bir büyük çalışma daha yapılmış ve bu kez MR verilerinde de benzer olumlu sonuçlar gösterildiği bildirilmiştir.

Birincil ve İkincil ilerleyici MS’de Copolimer ile yapılmış “III. Düzey Bilimsel Araştırma” yoktur.

İnterferonlar da Copolimer de Sağlık kurulu kararı ile reçete edilmektedir.

Vücudun savunma etkinliğini değiştirmeyi hedefleyen bu dört ilaç ne MS’e özgüdür, ne de immüniteyi ne şekilde etkilediklerine ilişkin ayrıntılı bilgi vardır. Bu yüzden kullanımları daha iyisi bulunana dek mantığı iledir. Hemen her tür MS’lide işe yaradıkları da düşünülmez.

İnterferonlerın her üçünün ve Copolimer’in yukarıda da söz edildiği üzere, çok pahalı oluşları yüzünden sağlık sigortası güvencesi olmayanlarda kullanılması mümkün olamamaktadır. Yaygın kullanımları devlet ya da özel sigorta şirketleri için çok büyük bir yük oluşturmaktadır.

Bu ve benzer başka nedenlerle, nöroloji uzmanı olan bir tek hekimin kararı ile kullanılamamakta konunun uzmanı olan kişilerden oluşan bir sağlık kurulunun onayı ile reçete edilebilmektedirler.

Her MS’lide, bu dört ilaçtan birinin kullanılması şart değildir.

Her MS’lide İmmun Düzenleyici Tedaviler diye bilinen bu dört ilaçtan (üç çeşit İnterferon ve Copolimer) birinin kullanılıyor olması gerekli değildir. İyi gidişli MS grubunda hastalığın gidişini yavaşlatmaya yönelik bu tür ilaçların kullanımı gerekli değildir. MS’i ağırlaşmış bireylerde de bu ilaçların koruyucu etkisini iyi hesaplamak gerekir. Bu tür ilaçlardan beklenen yarar yaratacağı yan etkiden az olduğunda kullanılmalıdır.

İmmun Düzenleyici Tedaviler MS’in yaratığı belirtileri yoketmezler.

Daha öncede söz edildiği üzere, bu tür tedavilerin daha önceden oluşmuş olan belirtileri tedavi edici özellikleri yoktur. Bu tür tedavilerin başlandığı kişilerin bunu iyi anlamaları, gereksiz beklentiler geliştirmemeleri ve hayal kırıklığına uğramamaları açısından çok önemlidir

3-MS’in birbirinden farklı pek çok belirtisine yönelik değişik tedaviler yapılır.

MS ilerlediğinde ve yarattığı belirtiler kalıcı, süreğen hale geldiğinde bu belirtilerin tedavisi çok önemli hale gelebilmektedir. Bu amaçla yapılan pek çok farklı tedavi vardır.

“Spastisite” tedavi edilmesi gereken bulgulardandır.

Adale tonusundaki artış Spastisite adıyla bilinir. Daha çok ayaklarda oluşur. Spastisite, kas sertlikleri, ağrılı kasılmalar, ayakta atmalar yaratabilir. Ayak kaslarındaki güçsüzlükten bağımsız olarak özürlülüğü de artırabilmektedir. Spastisite, yürüme gibi bir çok işlevde yetersizliklerin temel nedeni olduğundan mutlaka tedavi edilmelidir. Spastisitede kullanılan ilaçlar şunlardır;

Tizanidin (Piyasa adı Sirdalud) Kas gevşetici etkisi oldukça güçlü olan bir ilaçtır. Günlük toplam doz 25 miligramı geçmemek üzere, gün içine bölünmüş miktarlarda, ağızdan alınmaktadır. Aşırı gevşeme, halsizlik bitkinlik yaratabilir. Alınan ilaç miktarının fazlalığı aşırı uyku haline neden olabilir.

Baklofen (Piyasa adı Lioresal) Günde toplam 40-80 mg, iki defada ağızdan alınır. Spastisite çok fazlaysa ve yan etkilere katlanılabilirse günlük kullanılan ilaç miktarı arttırılabilir. Sirdalud ile birlikte ya da tek başına kullanılır. Benzer yan etkileri vardır.

Lioresal Pompası; Spastisite çok fazlaysa ve ağızdan alınan ilaçlar yeterli olamıyorsa, bel bölgesinde deri altına küçük bir ameliyatla yerleştirilen bir depo ve pompa sistemi aracılığıyla, beyin omurilik sıvısının (BOS) içersine günlük olarak ilaç vermek mümkündür. “Lioresal Pompası” adıyla anılan bu yöntemin de yararlı olduğu durumlar vardır. Pompanın deposundaki ilaç kişini kullanım gereksinimine bağlı olarak birkaç ayda (Ortalama 6 ayda) bitmektedir. Deponun yeniden doldurulması bir enjektör aracılığı ile yapılabilmektedir. İlacın etkili olup olamayacağı ameliyattan önce BOS içine enjektörle ilaç verilerek denenmektedir. Pompanın kendisi oldukça pahalıdır. İlacı da ucuz değildir.

Botulinyum Toksini (Piyasa adı; Botox. Dysport) Sınırlı bir beden alanını tutan inatçı kasılma ve sertleşmelerde Botulinyum toksini yararlı olabilir. Tıpta istenmeyen sinir kas iletimini engellemek için olduğu kadar yüz kaslarını gerginleştirmek gibi estetik amaçlarla da kullanılan Botulinyum aslında sinir iletimini engelleyici bir zehirdir. Çok fazla kasılmış olan kasların içersine iğne ile uygulanır. Yanlış uygulanması sorunlar yaratabilir. En önemli yan etkisi yaygın olarak yüksek miktarlarda uygulandığında var olan güçsüzlüğü daha da arttırma olasılığıdır.

Spastisite tedavisi yarar yerine zarar verebilir.

İster Lioresal pompası ile ister Botulinum iğnesi ile isterse ağızdan ilaç alımı ile olsun, spastisiteyi azaltmak için yapılan tedaviler ile kasın tonüsünü (gerginliğini) gereğinden daha çok azaltmak, kas gücünde azalmaya neden olacağından yarar yerine zarar getirebilir. Kas gerginliğini azaltmak gereklidir ama kası gerektiğinden daha gevşek hale getirmemek de bir o kadar önemlidir.

Spastisite çoğunlukla durağan değildir.

Kaslardaki sertleşmeler ve kasılmalar, MS’lilerin yakından bildikleri gibi, değişkendir. Bedenin ve çevrenin ısısından, mevsimlerden, beslenmeden, yorgunluktan, günün saatinden, pek çok başka şeyden etkilenebilir. Kullanılan ilaçların bu değişken gereksinime göre ayarlanması gerekir.

Özellikle idrar yolları iltihaplandığında bacaklardaki kasılmalar arttırabilir. Bu durumda spastisiteyi azaltmak için idrar yolları hastalığının tedavisine öncelik verilmelidir.

Mesane sorunlarının giderilmesine önem vermek gerekir.

Mesane sorunları önemlidir. Önemsenmedikleri takdirde başka sorunlara neden olabilir. Birbirinden farklı mekanizmalarla oluşabileceğinden tedavileri de farklılıklar gösterebilir.

Sık idrara çıkmanın, hatta kaçırmanın nedeni, mesanenin idrar biriktirme ve boşaltma arasındaki dengeyi kuramamasıdır.

MS’de sık idrara çıkma ve kaçırma şikayetleri gelişebilir. Bunun nedeni, mesanenin idrar biriktirme kapasitenin azalması olabilir. Bazen de mesane iç hacmi azalmadığı halde aynı yakınmalar oluşabilir. Nedeni, işeme ile mesane içersindeki bütün idrarın boşaltılamamasıdır. Aynı sonuca yol açan bu farklı iki durum, birbirinden ayırt edilebilir.

MS’de idrar mesanede gereğinden çok bekleyebilir.

MS’in yarattığı etkilerle idrar, gereğinden uzun süre idrar kesesinde bekleyebilir. İşemeye rağmen bekleyen idrarın tümü boşalmayabilir. Tam olarak boşalamayan kese daha çabuk dolacağından sık sık işeme ihtiyacı ya da kaçırmaya neden olabilir. Sürahide çok bekleyen suyun dibinde zamanla tortu oluşması gibi bir mekanizme ile, bu bekleyen idrar mesanede enfeksiyon ve taş oluşumunu kolaylaştırır. Ultrason gibi bazı yöntemlerle birikimin miktarı kolayca ölçülebilmektedir. Buna bağlı sorunlar da tedavi edilebilmektedir.

MS’de idrar, mesanede gereğinden az bekleyebilir.

Mesanenin depolama kapasitesi MS yüzünden azalmış olabilir. Bu yüzden de sık idrara çıkma hatta kaçırma oluşabilir. Depolama kapasitesini arttırma özelliği olan, örneğin Oxybutynin (Piyasa adı Üropan), İmipramine (Piyasa adı Tofranil) gibi bazı ilaçlar bu amaçla kullanılabilir. Ancak sık idrara çıkmanın işeme sonrası fazla idrar kalması yüzünden olmadığından emin olunmalıdır. Aksi takdirde bu tür tedaviler durumu iyileştireceğine kötüleştirirler.

Gece idrar kaçırmalarında kullanılacak bazı başka ilaçlar da vardır;

Desmopressin acetate (Piyasa adı Vasopresin) yapay bir hormondur. Böbreklerin oluşturduğu idrar miktarını azaltır. Burna sıkılan sprey şeklinde hazırlanmıştır. Özellikle gece idrar kaçırmalarında, akşamları uygulanması yararlı olmaktadır. Günde sadece bir kez kullanılabilir. Bu tedavi sırasında kanın sıvı dengesi etkileneceğinden yakın hekim takibinde kullanılmalıdır.

İdrar ile ilgili sorunlarda beslenme şekli önem taşıyabilir.

Mesane sorunu ne olursa olsun, bol sıvı alımı gereklidir. Sık idrara çıkmamak için sıvı alımını kısıtlamak doğru değildir. Az sıvı alınması durumunda böbrekler açısından risk oluşur. Çay ve bira gibi idrar söktürücü özelliği bilinen içecekler, idrarın asit olma özelliğini azalttıklarından bilinenin tersine zararlıdırlar. Mümkün olduğunca az içilmelidirler. İçinde C vitamini bulunan taze meyve ve sebzeler ise idrarın asitliğini artırarak iltihaplanmaya karşı bir ortam yarattıklarından yararlıdır. Yine de sık iltihaplanan bir idrar kesesi söz konusu ise, ilaç şeklinde C vitamini (Piyasa adı Redoxon, Ester Vit, Süper C) kullanmak yararlı olacaktır.

Mesanede çok miktarda idrar birikimi varsa sonda ile boşaltılmalıdır.

MS’in yaratığı etkiler ile işeme sonrasında mesane içinde sürekli olarak 100 ml’den fazla idrar kalıyorsa ilaçla mesanenin hacmini artırmak zararlı sonuçlar verebilir. Çünkü kese içersinde birikip dışarı atılamayan fazla miktardaki bu idrar, böbreğin süzme kanallarından gerisin geriye yukarı doğru kaçak yapabilir. Bu durum uzun vadede böbrek hasarı oluşturabilir. İşeme sonrasında çok fazla idrarın kese içinde kaldığı bu durum, karnın üzerinden ses dalgaları yollayıp yankısını değerlendiren ultrason denilen basit ve ucuz bir yöntemle, kolayca saptanabilmektedir. Saptandığı takdirde gün içinde aralıklı olarak sonda takılarak idrar kesesini boşaltmak gereklidir.

“Aralıklı olarak sonda uygulaması” konusunda MS merkezlerinden bilgi alınabilir.

Gerekli olduğunda, idrar yollarına bu iş için özel olarak üretilen ince bir boru (Sonda) sokularak mesane içindeki idrar boşaltılır. Bu sondanın sürekli olarak idrar kanalında kalması gerekmez. Boşaltma işlemi bittikten sonra sonda çekilir. Gün içinde birkaç kez işlem tekrar edilebilir. Aralıklı olarak sonda uygulaması, ilk duyulduğunda yarattığı ürküntüyü hak edecek kadar zor değildir. Öğretildiğinde pek çok kişi bunu kolaylıkla kendi kendilerine uygulayabilmektedir. Temiz yapıldığı sürece iltihaplanmayı arttırmaz, tersine bekleyen idrarın neden olacağı iltihaplanmaları engeller. Uzun süreli kalıcı sondanın neden olabileceği yaralanma, iltihaplanma gibi sorunlara neden olmaz.

Bu tür sonda uygulaması için basit sondalar kullanılır. Özel ve pahalı bazı sondalar varsa da bunların kullanılması şart değildir. Balon şişirme ve söndürme gibi kalıcı sonda için gerekli olan işlemler de yapılmaz. Günde üç kez uygulanması önerilirse de kişiler kendi ihtiyaçlarına göre uygun gördükleri sıklıkta uygulamaktadırlar.

Aralıklı olarak sonda uygulaması pratik yararlar sağlar.

Aralıklı olarak sonda uygulamak, işeme ile içi tam olarak boşalmamış olan kesenin kolayca dolarak yarattığı sık idrara gitme gereği azalmakta, bu da hayatı kolaylaştırmaktadır. Örneğin yatmadan önce sonda uygulandığında, çişe kalkma nedeniyle gece boyunca sık sık uyanma azalmakta, sokağa çıkmadan önce uygulandığında daha uzun süre tuvalet ihtiyacı oluşmadığından sosyal yaşam kolaylaşmaktadır. Bu yüzden ilk kez duyduklarında şiddetle karşı çıkanlar bile deneyerek yararını gördüklerinde aralıklı sonda uygulamayı sürdürmektedirler.

Bazı durumlarda “Sürekli Sond” kullanmak gerekebilir.

Yatağa bağımlı hale gelen bazı kişilerde kalıcı sonda gerekli olabilir. Sürekli sonda kullanımının idrar yollarının iltihaplanma riskini artıracağı hatırlamalıdır. Yiyecekler ya da ilaçlar yardımıyla idrarı asit hale getirmek, haftada bir sondayı değiştirmek, (Bazı tip sondalar ayda bir değiştirilebilir) düzenli aralıklarla bir sağlıkçı tarafından mesane temizliği yapılması gibi önlemlerle iltihaplanmalar azaltılabilir.

İdrar sondasını çekip çıkarmak tehlikeli olabilir.

Kalıcı sonda takılmış olan bazı kişiler sondalarını çekerek çıkarmayı denemektedirler. Bilindiği gibi sonda ince bir borudur. Yerinde durabilmesi için ucunda özel bir iç düzenlemesi vardır. İdrar kesesinin içine ulaşan uç kısmı bir enjektör yardımıyla sıvı ile doldurularak bir balon halinde şişirilir. Bu şişen kısım kese içinde kalarak sondanın dışarı kaymasını engeller. Sonda çıkarılmadan önce bu balon yine özel bir işlemle söndürülür. Bu düzeneği bilmeden ve gerekenleri yapmadan sondayı çekiştirmek tehlikeli sonuçlar verebilir. Balon kendisinden çok dar olan idrar yollarından geçerken tahribata, idrar kanallarının yırtılmasına ve kanamasına neden olabilir.

İdrar torbalarına da dikkat etmek gerekir.

İdrar sondalarının ucuna takılan torbalar idrarı biriktirmek içindir. Sık boşaltılmazsa, çok dolduklarında ağırlık yaparak sondayı çekerler. Bu torbaların yatağın ya da sandalyenin yan tarafına bir askılık yardımıyla asılması gerekir. Yatağın içine yatay olarak bırakılmaları, idrarı geri kaçmasına neden olacağından uygun değildir. Yatakta bağımsız hareket edemeyen kişilerin beden bakımları ve çarşaf değiştirmeler sırasında sondasının çekiştirilmemesine dikkat edilmelidir.

Bazı durumlarda idrar kesesi ameliyatları gerekebilir.

Çok uzun süreyle sonda kullanmak, idrar boşaltma kanalında yaralanmalar ve kalıcı tahribat yaratabilir. Bu durumda bir ameliyat ile idrar kesesinin doğrudan karın duvarına birleştirilmesi sağlanarak, idrar boşaltımının doğrudan sağlanması gerekebilir. Zor olmayan bir işlemdir. Zorunluluk doğduğunda başvurulmaktadır.

Titreme olarak adlandırılabilecek olan Tremor zor tedavi edilen bir durumdur.

Ellerde ya da gövdede (Hatta bazen başta ya da çene de) ortaya çıkan titremeler (Tremor) şeklindeki belirtinin tedavisi zordur. Bu amaçla bazı ilaçlar kullanılır;

Propranol (Piyasa adı Dideral) Aslında beta bloker denilen cinste bir ilaç olduğundan, tansiyon ve kalp hastalıklarında kullanılırsa da bir çok farklı nedenle oluşan tremor üzerinde de yeterli yarar sağlayabilir. 40 miligramlık hap şekli vardır. Tansiyon düşürücü etkisi varır. Bazı kişiler bu ilaçtan rahatsızlık duymaktadırlar. Böyle bir tahammülsüzlük varsa ilacı az miktarda başlayıp yavaş yavaş arttırmak yararlı olabilir. Düzenli kullanılamasa bile, çok gerekli olduğunu sırada alınabilir. Ağızdan alındıktan ortalama 40 dakika sonra etkisi en fazla ortaya çıkar ve birkaç saat içinde kaybolur. Bunun için, heyecanlanmanın ve bu yüzden titremelerin artacağı düşünülen bazı özel durumların 1 saat kadar öncesinde alınması önerilir.

Clonazepam (Piyasa adı Rivotril) Beyni etkileyerek kişide sakinleştirici bir etki sağlayan bu ilaç aslında bir Sara (Epilepsi) ilacıdır. Hap, iğne ve damla şekli vardır. Tremor tedavisinde de kullanılabilir. Ancak bağımlılık yapıcı özelliğe sahip olduğundan “Yeşil reçete”yle verilir ve kullanımı pek önerilmez.

Primidon (Piyasa adı Mysoline) Aslında bu da bir Sara (Epilepsi) ilacıdır. 250 miligramlık hap şekli vardır. Bazı olgularda yararı olmaktadır. Ancak özellikle sersemlik ve halsizlik gibi yan etkilerine bazı kişiler dayanamamaktadır. Küçük miktar ilaç içeren hap formu olmadığından, tabletin bölünmesi ile sekizde biri gibi çok az ilaç miktarları ile başlayarak, alıştıkça arttırmak denenebilir.

İsoniasid (Piyasa adı I.N.H ve İsovit) Bir Verem (Tüberküloz) ilacıdır. Hap şeklindedir. Yan etki olarak sinirlere zarar verebilir. Bu yüzden beraberinde az miktarda B6 vitamini kullanılmalıdır. Bazı tip titremelerde işe yarar.

Ondansetron (Piyasa adı Zofer, Zofran) Özel bir tür bulantı kesici ilaçtır. Hap ve iğne şekli vardır. Yan etkileri çok olan bir ilaçtır. Titremelerde faydalı olabilir. Yaygın olarak kullanılmamaktadır.

Tremor tedavisinde başka bazı ilaçlar da denenebilir.

Tremor tedavisinde ilaçlar yarar sağlayamadığında ameliyat denenebilir.

Çok inatçı ve çok ağır seyreden tremorda, Talamus denilen beynin iç bölgesinin sınırlı bir kısmında kalıcı bir hasar yaratılarak bir beyin ameliyatı uygulanır. Bu ameliyatın yapıldığı beyin bölgesinin yönetiminde olan karşı taraf beden yarısında tremor belirtileri azalmakta veya kaybolmaktadır. Başarılı olunduğu takdirde gerekiyorsa karşı beden yarısı için diğer beyin yarısında ikinci bir ameliyat yapılabilir. Başarılı olunamadığı durumlarda ameliyat tekrarlanabilir.

Bu ameliyat, işinin uzmanı olan kişiler tarafından, bu konuda yetkinleşmiş merkezlerde yapılmalıdır. Titremeyi durdurmak için tahrip edilmesi gereken bölge çok çok küçük olduğundan, kolayca bir başka bölge tahrip edilebilir. Bu yüzden kalıcı nörolojik hasarlar (felçler) oluşabilir.

Ağrıların tedavisinde farklı tip ilaçlar kullanılabilir.

Bulgular bölümünde söz edildiği gibi MS birbirinden farklı bir çok ağrıya neden olabilir. Bu ağrıların giderilmesinde bir çok ilaç kullanılmaktaysa da en çok kullanılan ilaç karbamezapindir.

Karbamazepin (Piyasa adı Tegretol, Karazepin, Karbeks) ya da temelde benzer özellikte olan yeni bir türevi olan Okskarbamazepin (Piyasa adı Trileptal) de aslında bir sara (Epilepsi) ilacıdır. Bu ilaç, MS’de bir çok başka amaçla kullanıldığı gibi, vücudun herhangi bir yerindeki ağrıyı özellikle de aralıklarla gelen keskin ağrıları geçirmek için kullanılır. Hap şeklindedir. Günde en az iki kez yutulur. Yan etkileri fazla olmayan bir ilaçtır. Bazı kan hücrelerinin yapımında azalmaya neden olabilir. Ciltte döküntü ve kaşıntı yaratan bir çeşit allerjik reaksiyona neden olabilir. Günlük kullanım miktarı fazlaysa, zehirlenme olasılığına karşın kan düzeyleri ölçülmelidir. Uzun süreli kullanımında kan yapımını azaltıcı ve vücut tuzunu azaltıcı yan etkiler açısından kan ölçümleri yapılmalıdır.

Fenitoin (Piyasa adı Epdantoin, Hydantin ) Karbamezapin gibi hap şeklinde olan bir sara (Epilepsi) ilacıdır. Ağrı giderici etkisi de benzer şekilde oluşur. Ancak yaygın bir kıllanma artışı yaptığından bayanlarda kullanımı sınırlıdır. Uzun süreli kullanımında diş etlerinde şişme ve bozulmalara neden olabilir. Ucuz bir ilaçtır.

Gabapentin (Piyasa adı Neurontin) Diğer Sara ilaçları gibi aynı amaçla kullanılabilir. Hap şeklindedir. Türkiye’de piyasaya yeni verilmiştir. MS’deki ağrıda özellikle önerilmektedir. Yorgunluk ve dengesizlik yakınmalarını artırabilir. Diğerlerinden daha pahalıdır.

Amitriptilin (Piyasa adı Laroxyl ve Triptilin) Ağrı, aralıklı değil de daha sürekli ise veya daha yaygınsa ve de yanıcı batıcı gibi özellikleri varsa bu ilaç daha çok yarar sağlar. 10 ve 25 miligramlık hapları vardır. Ağız kuruluğu, idrar kesesindeki idrar birikiminde artma, bunama varsa belirtilerini arttırma gibi yan etkileri vardır.

MS’lilerdeki ağrılarda bazı “Sara” (Epilepsi) ilaçları kullanılır.

“Sara” (Epilepsi) ilaçları başka amaçlarla da kullanılabilir. MS’de bu ilaçların kullanılması MS’in bir çeşit Epilepsi hastalığı olduğu anlamına gelmez. İlaçlar aslında birbirinden farklı mekanizmalar ile birbirinden oldukça farklı hastalıklarda, birbirinden oldukça farklı belirtileri gidermekte kullanılabilirler. MS bunun tek örneği değildir. Bir çeşit barsak kurdu ilacı ile kanser tedavisi yapılıyor olması gibi tıpta bu tür uygulamaların yüzlerce örneği vardır. Bu yüzden ilaç prospektüslerini okuyarak karar vermek ve doktorun yanlış ilaç verdiğine hükmetmek yanılgıdır.

MS’lilerdeki ağrılarda bazı “Romatizma İlaçları” kullanılır.

MS’ deki ağrıların tedavisinde yukarıda söz edilen ilaçlar dışında, yurdumuzda romatizma ilacı adıyla da bilinen Aspirin başta olmak üzere pek çok ilaç kullanılabilir. İltihap giderici etkileri de olan “Steroid olmayan ağrı kesiciler” diye de adlandırılan bu ilaçlar çok çeşitlidir. Bu ilaçların büyük bir kısmının mide ve bağırsak ülserlerini azdırabildiği, hatta kanamasına neden olduğu bilindiğinden, ülser olduğu bilinen kişilerde dikkatli kullanılmaları önerilir.

MS’ lilerde ki ağrılarda diğer tip ağrı kesici ilaçlar da kullanılabilir.

Ağrıları geçirmek için kortizon kullanılmaz.

Kortizonlu ilaçların da ağrı kesici özelikleri vardır. Bu nedenle atak tedavisi sırasında MS’lilerin ağrıları hafiflemekte veya geçmekte, tedavi sonrasında tekrar ortaya çıkabilmektedir. Bunu gören bazı MS’liler kortizon tedavisine devam etmek istemektedir. Hatta hekimlerinden habersiz Kortizon almaktadır. Hekim önerisi dışında Kortizon kullanmak, hem olası yan etkiler açısından yanlıştır, hem de daha sonra gerçekten gerektiğinde, ilacın etkisiz kalmasına neden olabilir. Ağrı için kortizon kullanmak kesinlikle kaçınılması gereken bir davranıştır.

Yorgunluk tedavisinde kullanılan bir çok ilaç vardır.

Amantadin (Türkiye’de bulunmamaktadır.) Aslında eski bir virus ilacıdır. Sonradan Parkinson ve benzeri hastalıklarda da işe yaradığı anlaşılmıştır. MS’deki yorgunluğu azalttığı da ortaya çıkmıştır. Güçsüzlük yakınmalarını nasıl azalttığı bilinmemektedir. Hap şeklindedir. Günde iki kez alınması önerilir. İthal olduğundan ucuz değildir.

Pemoline (Türkiye’de bulunmamaktadır.) Beyin için uyarıcı bir ilaçtır. Yan etkileri fazladır. Çok yararlı olduğu kanısı yoktur. Diğer tedaviler başarısız olduğunda denenmektedir.

4-Aminopyridin (Türkiye de bulunmamaktadır) Başka amaçlarla da kullanılan hap şeklinde olan yeni bir ilaçtır. Tıbbi etkinliğini “Kalsium kanal blokeri” olarak oluşturur. MS’de, sinirsel iletimdeki aksamayı azaltarak yorgunluğu azalttığı anlaşılmıştır. Yan etkileri çok olmayan etkili bir ilaçtır. İngiltere’den getirterek kullanmak mümkündür. Ucuz değildir.

Modafinil (Türkiye’de yok. Modiodal adıyla yakında çıkacak.) Beyin üzerinde uyarıcı etkisi olan hap şeklinde yeni bir ilaçtır. MS’deki yorgunluğu azaltıcı etkisi olduğunu bildirilmektedir. Kesin kanı oluşturacak çalışmalar henüz yoktur. Denenmekte olan bir ilaçtır.

Yorgunluk yakınması, bir depresyonu gizliyor olabilir, bu durumda ise depresyon ilaçları yararlı olacaktır.

Kabızlık ve diğer bağırsak sorunlarının giderilmesi için bazı önlemler alınabilir.

Kabızlık temel olarak ilaçlarla değil uygun şekilde beslenme ile tedavi edilir. Posalı yiyeceklerin bol tüketilmesi ve çok bol su içilmesi çoğu kişinin sorunu çözmektedir. Çünkü bir çok kişi su ve sulu şeyleri daha az tuvalet ihtiyacı olsun diye azaltmaktadır. Hareket etme zorluğu olduğu için, tuvalete zor gidilebildiği için, sokakta v.b sık sık tuvalet bulmak çok zor olduğu için ya da başka herhangi bir haklı nedenle sıvı alımı azaltılmaktadır. Yine de bu çok hatalı bir davranıştır. Çünkü hem mesane hem de bağırsaklar daha çok sıvıya ihtiyaç göstermektedir. Sıvıyı kısıtlamak, idrar iltihaplanması gibi ,kabızlık gibi pek çok önemli soruna neden olur.

Beslenme alışkanlıklarımız giderek yanlış şekilde değişmektedir.

Pek çok kişi kolay olduğu gerekçesi ile “Fast Food” denilen türde atıştırarak karın doyurmaktadır. Çocuklar ve gençler bu etkilenmeye daha açıktır. Oysa bu kolay beslenmeyi icat edenler, yanlış olduğunu görmüş ve bizim eski beslenme alışkanlıklarımızı öğrenerek, “Akdeniz tipi beslenme” adıyla uygulamaya başlamışlardır. Beslenmenin sebze meyve ve bakliyat ağırlıklı olması tercih edilmelidir. Tencere yemekleri ve sofraya oturup yavaş yavaş yeme alışkanlığı korunmalıdır. Öğün atlanmamalı, rejim yapma niyetiyle yemekler geçiştirilmemelidir. Doğru beslenme alışkanlıklarının bağırsakların sağlığı ile de doğrudan ilgisi vardır. Barsak kanserleri ile beslenme şeklinin ilgili olduğu kanıtlanmıştır. (Beslenme ile kalp ve damar hastalıklarının ilgisi herkesin bildiği kadar çoktur. )

Dışkıyı oluşturan, yiyeceklerin posası olduğundan, doğru beslendiğimizde posa artacak kabızlık azalacaktır. Dışkı kıvamını artıran ilaçlar ancak çok zorunlu olduklarında kullanılabilir. Yukarıda söz edilen önlemler yerine hemen ilaca başvurmak sorunu çözümsüz hale getirebilir. Çayın kabızlık yapıcı bir etkisi olduğu bilinmelidir.

“Doğal Maddelerle Yapılan Tedaviler” istenmeyen sonuçlar yaratabilir.

“Doğal tedavi” adı ile uygulanan kuru ya da yaş bitkiler de bir anlamda ilaçtır. İlaçtan farkları özel ilaç paketleri halinde satılmıyor oluşları değildir. İlaçların geçtiği testlerden geçirilmemiş olmaları, hangi miktarın ne oranda etkili olduğu, ne gibi yan etkilere sahip olduğu gibi uzun incelemelerle belirlenen sonuçların bilinmiyor oluşudur. Bunların doğaldır diye zararsız olduklarını düşünmek yanılgıdır. O yüzden, başka birine iyi gelmiş bana da iyi gelir, diye kolaycı bir düşünceye kapılmadan, dikkatli kullanılmaları gerekir. Mümkünse söz konusu maddeyi tanıyan bir hekimden görüş alınmalıdır. Pek çok ilaç, aslında bitkisel kökenlidir. Örneğin aspirin söğüt ağacının yaprağından elde edilir. Buna benzer yüzlerce örnek verilebilir. Doğal bir maddelerin etkinlikleri kadar yan etkilerinin de bulunduğu, uzun araştırmalara dayanan bilgiler sonrasında kullanıma sunulduğu, hatırlanmalıdır.

Doğal bitki çaylarını içerken bile dikkatli olmak gereklidir.

İçinde Sinameki adıyla bilinen Senna denilen bitki yaprağının bulunduğu bitki çayları marketlerde v.b satılmaktadır. Bu maddenin kabızlık giderici etkisi oldukça güçlüdür. Az miktarda alımı kabızlıkta işe yarar. Fazlası ishal yaratabilir. Aslında aynı maddenin hap, toz ve şurup halinde pek çok farklı adla satılan oldukça ucuz ilaç formu da vardır. Ancak doğalsa daha iyidir yargısıyla ilaç formu yerine çay formu rağbet görmektedir.

Cinsel sorunların giderilmesi önemsenmelidir.

Sildenofil (Piyasa adı Viagra) Erkeklerde, sertleşme zorluğu ve erken boşalmaların tedavisinde çok işe yarayan hap şeklinde bir ilaçtır. Cinsel ilişkiden yaklaşık bir saat önce bir adet yutulur. Kalp ve dolaşım sistemi üzerinde oluşan yan etkileri nedeniyle hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Ucuz değildir.

Kadınlarda benzer bir ilaç henüz üretim aşamasındadır. Bu gün için sadece kayganlığı artırıcı ürünler kullanılmaktadır.

Cinsel sorunların çözümünde psikiyatrik yardım alınmalıdır.

Hastaların hekimleri ile cinsel sorunlarını konuşabilir duruma gelmeleri ile sorunlarla baş etme şansı artabilir. Cinsel sorunların giderilmesinde eşlere birlikte uygulanacak psiko terapinin çok yararı olabilir.

Kişinin bağımsız hareket yeteneği kısıtlanmışsa, cilt bakımına özen göstermek gerekir

Cilt bakımına yeterli önemi vermek de yaraları önlemek için gereklidir. Cildin mutlaka temiz ve kuru kalmasını sağlamak gereklidir.

Kendi hareket edemeyen kişileri iki üç saatte bir yatak çarşafından çekerek çevirmek bile çok önemli bir önlemdir. Havalı yatak adıyla bilinen yer yer şişip sönerek vücudun hep aynı yerinin yük altında kalmasını engelleyen motorlu yataklar, jelden yapılmış yataklar ya da küçük çıkarılabilir kafesler şeklinde ki sünger yataklar ve benzer amaçlı başka tür koruyucu yataklar kullanmak da iyi bir önlemdir. Bu yatak türlerinin birbirlerine üstünlükleri pek belirgin değildir.

Yatak yaralarını önlemek için söz edilen önlemlerin hiçbiri tek başına yeterli olmayacağından tümüne birden dikkat etmek gerekir.

Kişinin bağımsız hareket yeteneği kısıtlanmışsa, beslenmesine özen göstermek gerekir.

Hareket yeteneği çok azalmış kişileri yatak yaralarından korumak çok önemlidir. Hemen her çeşit yiyecekten oluşan , dengeli ve iyi bir beslenme ve bol sıvı alımı en önemli önlemdir. Yetersiz beslenme zayıflamaya, bu da kasların içerden gizlice erimesine, sonuçta yatak yarası denilen tedavisi zor bir doku yıkımına neden olur.

MS’liler için özel bir beslenme biçimi uygulamak gerekli değildir.

Dengeli beslenme ile ideal kilonun sağlanması temeldir. Dengeli beslenmek demek tek tip yiyeceğe dayanmayan hemen her çeşit besinin tüketildiği beslenme şeklidir. Bitki kökenli yiyecekler, sebze, meyve, bakliyat ve hububat çeşitleri cinslerine göre çiğ ya da pişirilerek yenmelidir. Her gün bir çeşit sebze bir çeşit meyve bir çeşit hububat mutlaka yenmelidir. Beslenirken az yağ, az şeker ve az tuz tüketilmelidir. Et ve süt ürünlerinin de yeterince alınması gerekir. Bu basit kurallar sağlıklı olsun hasta olsun herkes için geçerlidir. Doğal olarak MS’liler için de geçerlidir.

Besinin cinsi kadar miktarına da önem verilmelidir.

Beslenme, kilo almayacak ve vermeyecek şekilde sağlanmalıdır. Yağlı yiyeceklerin kilo alımına neden oldukları bilinir. Proteinli yiyecekler olan et süt ve yumurtanın dokuların tamiri ve gelişmesi için gerekli olduğu hatırlanmalıdır. Yeşil sebze, salata ve meyveler başta olmak üzere özellikle çiğ yenen bitkisel yiyeceklerin vücudun savunma ve direnç sistemleri ile ilgisi olduğu bilinir.

Çeşitli yiyeceklerin yenmesi bedenin bütün işleyişinin sağlığı açısından yararlıdır. Hatırlanması gereken şey, herkesin her zaman olabildiğince çok çeşitli yiyeceklerle beslenmesidir. Kilo alımı hedeflenmiyorsa yiyecek miktarı azaltılmalı ama buna karşılık yiyecek çeşidi arttırılmalıdır. Bu genel bilgiler MS’liler için de geçerlidir.

Zayıflık da şişmanlık da zararlıdır.

Hemen herkes için geçerli olan bir beslenme kuralı vardır. Zayıflama yetersiz beslenmeyi, şişmanlama ise fazla beslenmeyi gösterir. Çok az yediğini söyleyen şişmanlar en azından kilo aldıkları dönemde fazla beslendiklerini bilirler. Fazla yemedikleri dönemlerde ise en azından aynı kiloda kaldıklarını.

Fazla kilolar başka olumsuz etkilerinin yanı sıra, hareket yeteneğini azaltarak da zarar verirler. Hareket yeteneği, MS ya da bir başka nedenle sınırlanmışsa buna daha çok dikkat edilmelidir.

Zayıflık, özellikle yatağa bağımlı hareketsiz hasta ve sakat kişilerde ciddi sorunlar yaratır. Kasların içten erimesi ile yatak yaralarına neden olabileceği gibi vücudun savunma düzeneklerinde bozulma sonucunda kolay hastalanmaya ve zor iyileşmeye de neden olur.

MS’lilerde özel vitamin takviyeleri yapılmaktadır.

E vitamini, Karnitin ve C vitamini gibi bazı vitamin ve maddelerin hücre içinde oksijen ve enerji kullanımında yararları olduğu bilinir. “Anti oksidan” adı verilen bu gibi maddelerin hücreyi yıkımdan koruduğuna ilişkin bazı bilimsel kanıtlar da bulunduğundan bu maddeler gripten başlayan bir dizi hastalıkta denenmişlerdir. Ancak MS’de kesin olarak kanıtlanmış bir etkinlikleri yoktur. Vücutta depolanmadıklarında fazla kullanımlarının yararı da zararı da olmaz. (Kiloyla portakal mandalina yiyerek gripten korunduklarını düşünenlere duyurulur.)

Benzer şekilde bazı B vitaminlerinin, özellikle B12 vitamininin sinir dokusu üzerinde iyileştirici etkisi olduğuna inanılır. Bu inancın kesin bilimsel kanıtları yoktur. B vitaminlerinin her birinin eksikliği beyin omurilik ve sinirler üzerinde önemli hasarlar, hastalıklar yaratır. Bu nedenle eksiklikleri söz konusu ise ilaç olarak kullanılmaları gerekir. Aksi takdirde bu vitaminlerin kullanılmasının bir yararı yoktur. Ayrıca B6 gibi bazılarının birikici özelliği olduğundan zararlı sonuçlar da oluşabilir. B12 vitaminin kandaki miktarı, başka bazı hastalıklarda olduğu gibi bazı MS’lilerde düşük bulunmaktadır. Bu durum doğal olarak tedavi gerektirir.

MS’lilerde bazı özel beslenme rejimleri önerenler vardır.

MS’de özellikle yağdan oluşan bir yapı olan Myelin harabiyeti olduğundan yağ rejimi üzerinde çok durulmuştur. Bir yüzyılı aşan süreyle bu amaçla inceleme ve araştırmalar yapılmıştır. “Lorenzo’nun Yağı” filmi gibi medyaya yansıyan bazı etkinlikler yüzünden bu yağ konusu bir çok kez güncellenmiştir.

MS için bilimsel olarak kanıtlanmış bir beslenme şekli ya da önerisi yoktur. Bu amaçla beslenmede aksamalara neden olabilecek kısıtlayıcı önerilere değer verilmemelidir.

MS’liler baldan özel olarak yararlanmaz.

Bal ve arı sütünün besleyici ve iyileştirici etkisi olduğuna inanılır. Hemen her hastalık nekahatinde her sabah arı sütü, bulunamıyorsa bir kaşık bal yutturulur. Bal doğal bir şekerdir ve oldukça besleyicidir. Besleyici olmasının nedeni bedene hemen kullanabileceği şekeri sunmasındandır. Şeker enerji kaynağıdır. Zayıflıkta bu uygulama hızla kilo almayı sağlayarak işe yarar. Ama kilo alımı istenmediğinde dikkat edilmelidir. Balın, bunun dışında iyileştirici bir etkisi olduğu bilinmemektedir. Aşırı ve gereksiz kilo alımına neden olmamak için dikkat edilmelidir. Arı sütünün tedavi ediciliği hakkında, çok fazla sansasyon varsa da yeterli bilimsel veri yoktur.

MS’in bazı özel bitki karışımları ile iyileşebildiği söylenir.

MS için pek çok farklı bitki ya da tohum karışımı önerilmiş ve denenmiştir. Bu güne kadar etkinliği kanıtlanmış bir formül yoktur. MS’liler paralarını ve umutlarını bu konularda tüketmemelidir.

MS’in alternatif bir yöntemle tedavisi mümkün değildir.

Tıp dışı uygulamalar ile sağlandığı söylenen yararlar rastlantısal olan kendiliğinden düzelme dönemlerine denk gelen ya da psikojenik kökenli etkilenmelerdendir. Kişilerin gereksiz ve yararsız uygulamalardan kaçınması, umudunu ve parasını umut tacirlerinin elinde ziyan ettirmemesi gerekir.

MS’de fizik tedavi uygulamaları önlem olarak da, iyileştirme amacıyla da yarar sağlar.

Gerek beden, gerek akıl ve gerekse ruh sağlığı özen gerektirir. Yıpratılmaması için tarafımızdan korunmalıdır. Gösterilen özen ile alınan sonuç arasında doğru orantı vardır. Yapılan her egzersizin beden için önemli olduğu bilinir. Mümkün olduğunca hareketli yaşamak gelecekteki hastalıklara karşı dayanıklılık sağlar.

Fiziksel yeterliliğin ya da yaşam kalitesinin bozulduğu her durum, bunu yaratan ne olursa olsun “Rehabilite” edilmelidir. Rehabilitasyon, fiziksel, mental, ruhsal ve sosyal açıdan uygulanabilir. Rehabilitasyonun amacı, bozulan işlevlerde düzelme sağlamak, özürlülük oluşmuşsa bunu azaltmak ve eklem serleşmeleri gibi olabilecek yeni hasarları önlemektir.

Aşırı yorgunluk yaratmayacak her türlü fiziksel egzersiz işe yarar.

Çok yoğun olarak yapılan fiziksel aktiviteler ve sıcak kaplıca gibi aşırı sıcak uygulamaları MS’lilere önerilmez. Hatta yasaklanır. Çünkü vücut ısısının artması geçici belirtiler yaratabilir ya da var olanları arttırabilir.

Bedenin aşırı ısınmasına neden olmamak, aşırı yorgunluk yaratmamak koşulu ile her türlü egzersiz yararlı olacaktır. İster havuzda, ister kaplıca suyunda ister denizde yapılsın, yüzme en iyi egzersizlerdendir.

Fiziksel olmayan egzersizler de işe yarar.

“Bilişsel işlevler” denilen, öğrenme, hatırlama, değerlendirme, yorumlama gibi yetilerin geliştirilmesine yönelik çabalar, fiziksel olanlara benzer şekilde işe yarar. Bu herkes için geçerlidir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin bedeni eskisine göre nasıl daha dinç oluyorsa, düzenli olarak beyinsel etkinliklerde bulunan kişilerin beyinleri de gelişir. Üstelik bedenin bir bölümü kullanıldığında sadece o bölümü gelişirken beynin bir bölümü kullanıldığında diğer bölümleri de bundan etkilenmekte ve gelişmektedir. Bu nedenlerle daha çok ve çeşitli konular da okumak, sürekli olarak yeni bilgiler edinmeye çalışmak, hemen her konuda akıl yürümek ve düşünme yeteneğini geliştirmeye çalışmak herkes için gereklidir. Sanıldığının tersine bu uğraşlar kafayı sulandırmaz (!), aklı ve buna bağlı yetenekleri geliştirir.

Akıl düzeyi ne olursa olsun bu söylenenler geçerlidir. Çelimsiz bir vücuda sahip bir kişinin düzenli egzersiz yaparak olimpiyat rekoru kırması beklenmez. Ama olduğundan daha çelimli hale geleceği açıktır. Benzer şekilde geri zekalı bir insanın söz edilen öğrenme ve düşünme çalışmaları ile Einstein olması beklenmez. Ama beyin yetilerinin belirgin bir şekilde gelişeceği kesindir. Ayrıca nasıl idman bırakıldığında beden hantallaşıyorsa, kullanılmayan beyinde parlaklığını yitirmekte, sanılanın tersine kısa sürede hatta birkaç hafta içinde bile belirgin olarak düşüş göstermektedir. MS’li olsun olmasın herkesin bedenine olduğu kadar beynine de sahip çıkması ve onu geliştirmesinin kendi yararına olduğunu anlaması gerekir. Atalarımız boşuna “Çalışan demir pas tutmaz.” Derken sadece bedeni kastetmemiş aklı da kastetmiş olmalıdırlar.

MS’de uğraş tedavileri gereklidir.

Bazı MS’liler iş güç kaybına uğrarlar. Daha önce etkin ve etkili iken giderek gündelik yaşamın dışına düşerler. Bu durum kişinin kendisini yük olarak algılamasına neden olur. Oysa bazı becerilerini yitiren kişilerin başka bazı beceriler kazanabilmeleri mümkündür. Hemen herkesin yaşama katabileceği bir şey vardır. Bunların bulunup çıkarılması, herkesin kendi yeteneği ve becerisi ölçüsünde üretken tutulması MS’li içinde, ailesi içinde, toplum içinde çok önemlidir.

Bu ve başka bir çok amaçla işe yarayan “Uğraş tedavisi” geliştirilip yaygınlaştırılmalıdır. Ülkemizde yeterince bilinmediği ve uygulanmadığı için, bu konuda talep oluşturmakta herkese görevler düşmektedir.

YAKIN GELECEKTEN TEDAVİ BEKLENTİLERİ;

MS’de kombine ilaç tedavileri daha etkili olabilir.

MS’in seyrini etkileyen ama MS üzerindeki etkinlikleri birbirinden farklı olan ilaçlar vardır. Her b,r ilaç grubu da yeterince etkin olmadığından, bunların beraber kullanımının daha iyi sonuç verebileceği düşünülerek çalışmalar planlanmıştır. Bu çalışmalar henüz sonuçlanmadığından, oluşabilecek yararlar şimdilik bilinmemektedir. Ancak her bir ilaç çok pahalı olduğundan, birlikte kullanılmalarının yararı kanıtlansa bile pratik uygulamasında da sorunlar oluşabilir.

İğne şeklinde ki ilaçların yerine hap şekilleri geliştirilebilir.

Bu gün için etkin oldukları bileinen ilaçların hemen hepsi iğne şeklindedir. Ağızdan alınmaları mümkün değildir. Bazılarının ağız yoluyla alınan şekilleri üzerinde halen çalışılmaktadır. Bu şekilde iğneden kaynaklanan uygulama zorlukları aşılabilir.

Kemik iliği nakli ile tedavi geliştirilebilir.

Kemik iliğinde henüz özel bir yapıya dönüşmemiş kan hücrelerinin (Kök hücreler) bulunur. Bunlar beyin içine konulursa orada gerekli beyin hücreleri şeklinde özelleşebilirler. Bu hücrelerin beyin içinde gereken tamiri yapabilmesi amaçlanır. Bu amaçla yapılan inceleme çalışmaları gelecek için umut verecidir.

“Genetik Tedaviler” diğer hastalıklarda olduğu gibi MS’de de umut kapısıdır.

Kök hücre tedavileri kadar gen tedavi çalışmaları da umut verici görünmektedir. Gerek genetik bilimindeki gerekse de moleküler biyoloji konularındaki gelişmeler geleceğin umut kapılarıdır. Gelecekteki daha başarılı tedaviler, belki de bu gün öngöremediğimiz bir başka alandan gelecektir.

SON SÖZ

MS konusunda ne yazık ki son söz söylenmemiştir. Neden oluştuğu ve nasıl yok edilebileceği henüz bilinmemektedir. Yapılan binlerce araştırma, sona yaklaştığımızı hissettirmekteyse de MS’le beraber yaşayanların sorunları devam etmektedir.

MS denilen sinsi düşmanla uğraşırken yapabileceğimiz pek çok şey var. MS’li bir kişinin, yakınları ve hekimi ile el ele vererek, ne zaman geleceği belli olmayan bu yarını beklerken, bugünü, olabileceğin en iyisi haline getirme yükümlüğü var.

Elimizde bugün var. Bugünü mutlu geçirebilmek için, önümüze dikilen bütün engelleri yıkabilecek öz gücümüz var. Sorun bunun farkında olup olmamamızdır.

Doktor Nevin olarak, MS’le savaşan bir hekim olarak, bu gücü kendimde ve izlediğim MS’lilerde görmekten mutluluk duyuyorum.

Ocak 2003-İst.

GERİ